SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  ADIYAMAN MERYEM ANA ÇEŞMESİ YIKIMI
 




KORUYORUZ DERKEN TAHRİP Mİ EDİYORUZ?

            YA DA “TAŞ YERİNDE AĞIRDIR

Kentlerin temel zenginliği tarihi kalıntılarında ve kültür verilerine saklıdır. Adıyaman bu yönden çok zengindir. Nereye baksanız bir kültürel değerle ya da bir tarihi değerle karşılaşırsınız. Burada bu tarihi değerlerden biri olan MERYEM ANA ÇEŞMESİ üzerine eğileceğiz.

Bilindiği gibi kentlerin gelişmesini sağlayan en önemli etkenlerin başında, kente giriş-çıkış yapılmasını sağlayan yollardır. Bu nedenle kentlerin bağlantı yolları o kentlerin can damarı olmuştur. Tüm giriş-çıkışların yapıldığı, alış-verişlerin kaynağı olan ürünlerin taşındığı yollardır bunlar.

Konumuz olan Meryem Ana Çeşmesi, bir zamanların Halep yolu üzerinde yer almaktadır. O dönemlerde binlerce yolcuya ve onların yük taşıyan hayvanlarına su vermiş, onların soluklanmalarına, yolun tozundan, çamurundan arınmalarına neden olan bir çeşmedir. Bu çeşmeden sonra biraz ilerde bir çeşme daha vardır. O da Hacı Ahmet’in Düzündedir. Türkülere de konu olmuştur. Ancak bu çeşme yıllar içinde azar azar define aramak amacı ile yıkılmıştır. Bu gün yerinde bir taşı bile kalmamıştır. Tarihe olan saygımız budur.

Meryem Ana Çeşmesi’nin yazgısı da oldukça dikkat çekicidir. Korunamıyor gerekçesiyle yıkımı için Adıyaman Belediyesi , “eski coğrafi konumunu yitirmiş olduğu ve bulunduğu yer nedeniyle korunamadığı, bu nedenle tehdit altında olduğunu belirterek, eski işlevine kavuşturmak için kolları sıvadı. Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na başvurdu.

                Bu başvuru sonucunda, Varlık Mahallesinde bulunan bu çeşmenin yerinde korunamayacağı, bu nedenle hemen yakınında bulunan Hacı Abuzer Baba Türbesinin bulunduğu yere taşınması uygun bulunmuş. Bu gerekçeyi anlayamadığımızı belirtmek isterim. “Kentin ortasında yer alan Çırçır Pınarı sanki korunabiliyormuş da” demekten kendimi alamadım. Bunda esas amaç, ucuz yoldan bir çeşmeye kavuşmak düşüncesi olduğunu sanıyoruz.

Çünkü eski eserlerin tarihsel kimlikleriyle ve belgesel özellikleriyle korunması esastır. Bu gerçeği tüm sanat tarihçileri ve arkeologlor bilmektedir.  Ancak koruma yasalarına karşın, gerçek anlamda korunamadığı görülmektedir. Meryem Ana Çeşmesinde olduğu gibi.


Halkımız; “Taş yerinde ağırdır” der. Ne denli doğru bir söz. Ülkemiz bu nedenle yurt dışına kaçırılan tarihi yapıtların peşine düşmekte, kendi ortamlarında sergilenmeleri doğrultusunda çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların bazılarından da olumlu sonuçlar alınmaktadır. Bizim Adıyaman Belediyesi ise yerinde değil, başka ortamda değerlendirme ve işlevsellik peşinedir.

Bu konularda uzman olan Prof. Dr. Doğan Kuban, engin deneyimine dayanarak; “Türkiye’de her restorasyon bir yapı tahribidir, …” demektedir. Öyleyse tarihi bir yapının kullanımı, çağdaş ölçüler içinde bakımının yapılması ve aslının yaşatılması en doğru yoldur inancını taşımaktayız.

“Tarihi yapıların “mezbele” ya da ”harabe” olarak gösterilmesiyle, koruma uzmanları tarihi yapıları “sevimli hale getirmek”, koruma kurulları da bu tür önerilere onay vermek durumunda değildir. Önemli olan eserin, eserin bozulmuşunun ya da kopyasının değil, aslının yaşatılması; bu yaapıların kolayca “tahrifat” yapamadığımız nüfus hüviyet cüzdanlarımız olduğu; eskiyle yaşamanın bir erdem ve ayrıcalık olduğu konusunda, ilgili tüm kurumların ve özellikle halkımızın bilgilendirilmesi gerekir” der mimar ve restorasyon uzmanı, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyesi , S. Sarp Tunçoku.

              

                  Olayın özünde bilginin olduğu açık bir gerçektir. Tarihi yapıtların korunması, bilgiyle donanmış, bu yapıtlar ve çevre tarihiyle yüz yüze gelmiş insanların artmasıyla korunmanın sağlanacağı bilinmelidir. Burada yerel yönetimlerin öncülüğü öncelikle düşünülmelidir.  Tarihi bir yapıtın zamanla kararmış bir taşına dokunmak, bambaşka bir heyecan verir insana. Aslında bu heyecan o taşın yapıldığı yıllara uzanan az da olsa bilgisinden kaynaklanır. Bu fırsatı yakalayan bizler kendimizi şanslı sayabiliriz. Çünkü bizden sonrakiler o siyah taşa dokunma şansına sahip olamayacaklardır. Oysa görevimiz bu şansı, bizden sonra gelecek kuşaklara da aktarma olmalıdır. Onlar da heyecan duymalılar ki, bu ve benzeri yapıtları geleceğe taşıma bilincine sahip olsunlar.

                Öyleyse; tek yolumuzun tarihi yapılarımızı, bilgiyle donanmış olarak, oldukları gibi yaşatmak ve geleceğe en az hasarla ulaştırmaktır.

                Mehmet Erbil

 
  Bugün 84127 ziyaretçi (143838 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com