SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  SANATÇININ İÇE BAKIŞ SERÜVEN
 



SANATÇININ İÇE BAKIŞ SERÜVENİ

Yazdıklarımız, söylediklerimiz, çizdiklerimiz, boyadıklarımız içimizde fırtınalar yaratan duygularımızın sonucudur. Şiir mi yazdınız? Sizin duygularınızın yansımasından, yüzeye çıkmasından başka bir şey değildir. Şiirin içeriği, biçimsel yapısı, söylenişindeki farklılık sizin aynanızdır, sizin yansımanızdır. Bu üretilen ürün size “Ben senin yarattığın bir duyguyum.”(1) der gibidir.  Doğru söze ne demeli? Kişilerin duyguları vardır ve bu duygular onların yaptıklarına ve de davranışlarına yansır. Duygusuzunu yapıtlarının mayasında işlemeyen, kendi mayasında harmanlamayan sanatçı olamaz diye düşünüyorum.

Onlar kendine özgü tavırlar sergilerler. Kendilerine güvenleri tamdır. Alçak gönüllüdürler, burunları havada değildir. Çünkü çevresine ve çevresindeki insanlara saygılıdır. Bağırıp-çağırmaz, söyleyeceklerini anlaşılır ses tonu ve yadırganmayacak davranışlar içinde sergilerler. Konuştukları dilin anlam ve değerini iyi bilirler. Bu nedenle onlar konuşurken, “Ses tonu ve sözcüklere olan hakimiyeti dikkatimi çekti. “(2)

Bazı kişilerde diğer kişilere göre ayrıcalıklı nitelikler görülebilir. Buna halkımız “Allah vergisi” der. Birbirimize benzerliğimiz salt insan olmamızdandır. Farklı oluşlarımız, bölgesel ayrılıkların getirdiği farklılıklar, yaşam biçimlerimiz kişilik oluşumlarımızın temel nedenleridir. 

Kimileri doru bir ata binmiş gibi coşarak kitaplar arasında yol alır. Zamanı değerlendirmenin en önemli koşullarından biri budur. Kısaca okumak ayrıcalıktır. Bu ayrıcalık kitaplar arasında büyümeye, okumaya tutkun olmakla ilgilidir. Böyle ortamları yaratmak, böyle ortamların içine bilerek sinmek bunun için gereklidir.  Bunun her kişiye özgü bir nitelik olduğu pek söylenemez.

 Okudukça gelişir kişilik, okudukça yaşama bakış açısı genişler, olayları irdeleme gücü artar. Bu donanımlarla yetişmiş bir kişilik, sözünde, özünde doğru saptamalarla erdemli yolların yolcusu olur. Yol aydınlıktır, yol ışıklıdır ve de yol güneşlidir. “Sanki atımı güneşe doğru sürüyordum.”(3)  diye geçer içinizden. Yaptıklarınız, yazdıklarınız, ürettikleriniz bu düşüncelerle ortaya çıkmanızı sağlar. Bu erdemli yol başka kişilere de örnek olamaya başladığında toplumsal gelişmelere yönelme de başlamış olur.

Çoğunluk üstümüzde masmavi bir gökyüzü vardır. Aslında sonsuzluktur bu bizim için. Bizi alıp götüren,  enginlere salan bir sonsuzluktur bu. Hele yaşadığınız yer mavi gökyüzünün kucaklaştığı denizlerle de kol kola görünümler içindeyse;  “Gökyüzünün maviliğinden denizin maviliğine düştüğümü anımsıyorum.”(4) der durursunuz İbrahim Ergin gibi:

“Bu deniz hiç görülmüş değil

Bir yanı birden bire dağ

Bir yanı bin bir bük, ada, koy

Yeşil ve mavi ışıktan ipliği”(5)

Böyle bir oya örülmüş değil” dersiniz, dile getirirsiniz gören gözlerin duygularını.  Sanat budur, sanatçılık budur bence. Gerektiğinde insanların dili olacaksınız, diyeceksiniz onların diyemediklerini, sözcüklerle dile geleceksiniz hoyratça yazacaksınız dizelerinizi.

Ve de gün gelecek her fırsatta yinelenecek bu dizeler.  Sizin maviye olan tutkunuz dile getirilecek, maviyle bütünleşeceksiniz.

Sanatın gücüdür bu. Doğayla bütünleşirsiniz, insanlarla bütünleşirsiniz, dahası paylaştığınız bu duygularla, diğer insanların duygularını harmanlarsınız. En büyük mutluluk budur bence.

Usumuzu kurcalayan bir şey varsa bilin ki, yeni bir oluşum içindesiniz. Bu oluşum bazen çevreyle olan ilişkilerinize ket vurabilir. Sıkıntılı anlar, sıkıntılı zamanlar yaşayabilirsiniz. Bir sancıdır sizi sürükleyen. Bir sancıdır sizi tedirgin eden. Bu sancı yaraya neşter vuruluncaya dek sürer gider. Bu durum kendinizi anlatmaya fırsat bulduğunuzda yok olur gider.  Bu durum sizi rahatsız eden duyguların; sözcüklere, renklere, çizgilere dönüşmesine dek sürer. İşte o zaman rahatlarsınız. İşte o zaman kendinizi bulursunuz yapıtlarınız arasında. Kişiliğiniz kanatlanmıştır, coşmuştur kişiliğiniz. Dahası kendinize olan güveniniz artmıştır. Sizi çevreleyen sınırlar kalkmıştır. Bundan böyle rahatlarsınız, çözülür, gevşer sinirleriniz. Dahası düşünceleriniz özgür bırakır sizi. Yani “… Bir eylemi gerçekleştirdiğin zaman, kendini özgür hissettiğin andır.”(6) Bu an yeni oluşumlara kapıyı açacak olan yeni duygu seline dek sürer. Arkasından yeni hesaplaşmalar, yeni yalnızlıklar başlar. Bu yeni bir yapıt üretene dek sürer. Sanat budur, sanatçının bitmeyen çilesi budur. Bu nedenle sanatçılar bu çilelere seve seve katlanırlar.

 Onların yazgısı budur.

Ne olursa olsun, sanat yapmak istiyorsanız sürekli yazmak, düşünmek zorundasınız. Tıpkı beyninize kazınacak düşünceleriniz. Sıralayacağınız sözcükler, göz kapaklarınıza sinecektir. Gözlerinizi kapadığınızda görmeye daha çok başlayacaksınız. Renkler, sözcükler, çizgiler kazınacak göz kapaklarınıza. Bu nedenle sık sık göz kapaklarımızı kapatır ve düşünmeye başlarız. Her kes sık sık yapar bunu. Ne var ki, çizgilerin, renklerin, sözcüklerin usumuza yüklediği algı gücü, beynimizde yer ettiği gibi, göz kapaklarımıza da sinmiştir. Belki de bu nedenle kapatırız gözlerimizi. Onları kendi duygularımızla biçimlendirmek, sözcükleri sıralamak, çizgileri düzene sokmak,  renkleri n dünyasına girmek için, içimizdeki bir ses der ki; “Şimdi kapat gözlerini ve beni duy.”(7)

İşte o zaman göz kapaklarınıza kazınan sözcükler dökülür dudaklarınızdan:

“Ellerinden öperim /Anadolu insanın/Şiirlerle, masallarla, ninnilerle/Süslemiş dilimi/Türküler yakmış/Hoyratlara yüklemiş/Gamı kederi/Saklı bir cemredir içimde/Zeybek endamlı/Muğla türküleri” der İbrahim Ergin.

Derler ki, duyguları ile hesaplaşan sanatçılar çoğu zaman yalnızdırlar. Yalnızlık nedenlerinin baş nedeni yaratımlarını gerçekleştirirken kendileri ile baş başa olmalarıdır. Onu görenler uyur-gezer olduğu sanısına varırlar. Çevresiyle bağı kısa bir süre kopmuş gibi olur. Çünkü kendisiyle bir hesaplaşma içindedir. Çevresini hiç görmeyebilir. Tüm usu, oluşturacağı yapıtıyla doludur. Bu doluluk –hani ağzına değin derler ya- tıka basa doludur. İşte o anda patlar, arka arkaya veriler ortaya çıkar. Dizilir sözcükler, dizeler peş peşe gelir. Oluşum tamamdır, yapıt sanatçının kendi yalnızlığı içinde gerçekleşmiştir.  Kısaca bu yalnızlık, sanatın kaynaklarından olmuştur. Sanatçının yaşantısına koşut, sanatçının yaşantısıyla sürekli birliktedir. O, İbrahim Ergin’in “… beni  hiç yalnız bırakmayan yalnızlığımdı…”(8) dediği gibi sanatçının yakasına yapışmıştır.

Bu yapışma iyiye ilişkindir. Size düş kurdurur, düşlerinizin aydınlanmasını, düşlerinizin birikmesini sağlar ve de düşlerinizin yapıta dönüşmesini gerçekleştirir. Kolay mı bu? Kolay değil elbet, sizi bazen yalnızlığa iter, çevrenizle olan bağınızı kısa süreli de olsa kesebilir, koparabilir. Olsun. Sonuçta bir ürün gerçekleşeceği için, bir ürüne dönüşeceği için, bu yalnızlıklar hep mutlu sonlara açılmış olur. Bu mutlu sonlar sizin kişiliğinizi çıkarır ortaya. Bu kişilik sanatçılığınızın belgesidir, sanatçılığınızın kanıtıdır. Kısaca yalnız görünseniz de; siz aslında hiç yalnız değilsiniz. Sözcükleriniz var, çizgileriniz var, renkleriniz var…

İşte siz tümden bu güzellikler içindesiniz. Cıvıl cıvıl bir çevreniz var, bazılarının elde edemediği üreten duygu birikiminiz var.

Ne mutlu siz sanatçılara…

Ne mutlu siz sanatı sevenlere…

Mehmet Erbil

____________________

(1)    İbrahim Ergin, İkarus, Öykü-Şiir Aylık Yazın Dergisi, Eylül 2018 Ankara, s.34.

(2)    a.g.e. s.34

(3)    a.g.e. s.35

(4)     a.g.e.s.35

(5)  İbrahim Ergin, Aşkın Bana İhtiyacı Var, Menteşe Belediyesi Kültür Yayınları, s.39

 (6) İbrahim Ergin, İkarus, Öykü-Şiir Aylık Yazın Dergisi, Eylül 2018 Ankara . s.37

(7) a.g.e. s.38

(8) a.g.e. s.38

 
  Bugün 84127 ziyaretçi (143837 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com