SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  MUĞLA'DA KÜLTÜR-SANAT
 




 

"Bu sayfalarda yer alan yazı, belge ve fotoğraflar
5846 sayılı yasanın güvencesi altındadır.
İzinsiz kullanılamaz."




Muğla sokaklarından 2 (Desen: Mehmet Erbil)



Muğla sokaklarından 1 (Desen: Mehmet Erbil)


Zahire Pazarı Girişi 1 (Desen: Mehmet Erbil)



Zahire Pazarı Girişi (Desen: Mehmet Ebil)



Kültür Evi dostlarından bazıları

MUĞLA-MENTEŞE KÜLTÜR EVİ DOSTLARI

Muğla-Menteşe Kültür Evi Muğlalı sanat dostlarının uğrak yeri.  Gelirler, söyleşirler, dertleşirler. Şiirler okunur ard arda. Öyküler anlatılır Muğla üstüne. Kimler yok ki; Sadettin Özbek, Selahattin Sapmaz, İbrahim Ergin, arada bir uğrayan Ünal Türkeş, Bahattin Uyar çoğunun öğretmeni olarak en ağır toplardan biridir. İsmet Kavanozlar besteleriyle gelir dile. İhsan Özgen sporcu ve sendikalcık anıları, siyaset deneyimleri bir bir sıralanır, anlatımlar arasında alır yerini. Nabide Kılınç Yerkesik’ten gelir katılır bazı günler söyleşilere. Muğla sorunları ile dopdoludur. Aktarır arka arkaya sorunları. Bunları nerelerde yazdığını dile getirir. Şiir dağarcığı sürekli titreşen Sadettin Özbek:
ZİYARET

“Önce dudakların girdi kapıdan

Sonra sen geldin gülerek

Üşümüş ellerinde akzambaklar

Güvercin kanadı gibi titrek

Midye kabukları, ak çelenkler doğurmuş

Açılmış göğsün tomurcuklar gibi

Tutuştu birden sol yanımdaki yangın yeri

Uçuverdim sevinçten

Çocuklar gibi.

Ağrılarım dindi gözlerine bakınca

Titreyen dizlerime can geldi
Yeniden atmaya başladı
Enkazın içinde yitip giden yüreğim
Damarlarıma heyecan geldi

Her sabah böyle gel ne olur.

Bir seher vaktinde görün ve git

Savur saçlarını da dönüver

Serinlesin rüzgarından dudaklarım

Senin olsun senin olsun tüm sabahlarım."                                  

diye başlar okur Bahahttin Uyar’ın şiirini. Çok güzel okur. Etkisi ertesi güne dek sürer. İbrahim Ergin, tam bizi anlatmış der gür sesiyle. Gülüşürler.

Farklı bir ortamdır Kültür Evi. Orda öğrenirsiniz Muğla’da yapılacak kültür etkinliklerini. Orda öğrenirsiniz daha önce yapılmış etkinlikleri. Sürüp gelen yankılarını anlatırlar. Zamanları varsa, size özetlerler o etkinliği. Siz de görmüş gibi, yaşamış gibi olursunuz,

Muğla’da dostlarla buluşmak, dostlarla olmak böyle bir şey.

Yaşamak gerek.       19.04.2016 Salı


Muğla-Mentyeşe Kültür Evi'nden


Akyaka incelemeleri-Muğla (Desen: Mehmet Erbil
 


OKTAY AKBAL’IN 93. YAŞ GÜNÜ AKYAKA’DAYDIK


20 Nisan 2016 Çarşamba günü Muğlalı dost Sadettin Özbek’le telefon görüşmemizde; “Akyaka’ya Oktay Akbal’ın 93. Doğum günü için gidiyoruz. Gelebilir misin?” dedi. Çok sevdiğim, yazılarını yıllarca severek okuduğum Oktay Akbal için gitmemek olur muydu? “Hemen” dedim. Yatağan’dan gelecek dostlar da varmış. Beni Muğla girişindeki polis kontrol noktasından aldılar. Turgay Mutlu ve Recep Helvacı dostlarla da böylece tanışmış oldum. Muğla merkezden, Cumhuriyet  Meydanı’ndan Selahattin Sapmaz’ı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nden de Sadettin Özbek’i alarak Akyaka’ya doğru yola koyulduk. Sakardan inerken Gökova Körfezi görünür görünmez Sadettin Özbek dağarcığında hazır bekleyen yüzlerce şiirden birini okumaya başladı:

“Kocaman bir tablo yapmışlar,

Sakar’dan aşağıya atmışlar.

Öptüm başıma kodum,

Kaldırıp astım duvara.

Bakınca dilim tutuldu,

Gökova’yı gördükten sonra,

Daha bir sevdim yurdumu.”

Ali Yüce

Bir şiir, tam de yerinde ancak bu denli etkili okunabilirdi. Tam Gökova’ya bakarken, o güzel görünüşe dalmışken…

Sakar’ı indik, Akyaka’ya girdik. Yollar perişan, düzenleme var. Bir yanda ağaçlar kesilmiş, yeşilin boşluğunu görebiliyorsunuz. Yapılacak kavşak ve alt geçit için olduğunu öğrendik. Üzüldük…



İlk uğrak yerimiz Akyaka Mezarlığı oldu. Nail Çakırhan ve Halet Çambel’in anıt mezarlarını ziyaret ettik.  Işıklar içinde olsunlar.



Oda Tv sayfasından



Ayla Akbal

Sonra Oktay Akbal... Hala yazıyor. Ben daktilosunun sesini duyar gibi oldum.  Mezarı başındaydık.  Kalabalık yoğunlaştı. Eşi Ayla Akbal geldi. Sevgi dolu gözlerle karanfil bıraktı sevgili Oktay’ına. Dostları, sevenleri de öyle yaptı. İşte o an anladım ki; Oktay Akbal sevgisiyle, bıraktıklarıyla aramızdaydı. Yapıtları ile yaşıyordu. Sevgi dolu konuşmalar yapıldı. Oktay Akbal’la fotoğraflar çektirildi. Vedalaşarak Yücelen Otel’deki Panele doğru yola koyulduk.

Panelde dostları, yakın arkadaşları konuştu anlattılar Oktay’ı. Anlatılanlar o denli sevecen ve canlı idi ki; dostları sağ olsun, O’nu aramızda sandık. Ünal Türkeş, Şule Perincek, Kemal Anadol, Prof.Dr. Coşkun Özdemir, Hamdi Gürsoy Yücelen ve Aydın Turunç.  Tümünün de dillerine sağlık.

Panel sonrası anladık ki, Oktay Akbal’ın daktilosu artık yazmıyordu. Öyle ki; Mustafa Balbay’ın armağan ettiği yeni daktilo da Oktay Akbal’a azizlik ediyor, yazmıyordu.
İşte o an anladık ki; anıları, yapıtları, sevecenliği, Azmak kıyısındaki dost sofraları hala bizimleydi. Bizimleydi Oktay Akbal…
Bıraktıkları yapıtları ile aramızdaydı. 
Yapıtları ile yaşayacaktı, ölmeyecekti.





Bahattin Uyar
 

BAHATTİN UYAR
Muğla’nın Yatağan ilçesi Şeref köyünde 1934 yılında doğdu.
Köy okulundan mezun olduktan sonra 1946 yılında Ortaklar Köy Enstitüsü’ne girdi.
Burada 3 yıl okuduktan sonra Sağlık Kolunu okumak üzere Kızılçullu Köy
Enstitüsüne alındı. Okulu bitirince sağlık memuru olarak Yatağan ilçesi Salkım
Köyler grubu sağlık memurluğuna atandı. 5 yıl çalıştıktan sonra Ortaklar
İlköğretmen Okulunu dışarıdan bitirdi. Daha sonra Necatibey Eğitim Enstitüsü
Türkçe Bölümünü kazarak Türkçe ve edebiyat dersleri öğretmeni oldu. Çeşitli il ve ilçelerde edebiyat öğretmenliği yaptı.
Yazın yaşamına genç yaşlarda başladı denebilir.  Şiirleri birçok dergi ve gazetelerde
yayımlandı.
Yaşamını Muğla’da coşkulu bir sanat anlayışına sahip dostları ile
birlikte sürdürmektedir. Onlarla bir araya geldiklerinde şiirler okunur,
gençlik yıllarının güzel anıları dillendirilir. Kısaca tadına doyulmaz sanat
söyleşileri yapılır.


 

HİKAYE
Seni ilk gördüğümde
Biblo gibiydin
Götürmek geldi içimden eve
Baş köşeye koymak şöyle hani
Örneğin radyonun üstüne.
Hiç konuşmadı yüreklerimiz,

 

Ellerimiz değmedi birbirine
Ayırdına varmadın
İnce bir cam gibi narin
Yüreğimin.
Ellerinden tutular benim ve senin,
Gene farkında değildik hiçbir şeyin
Götürdüler bir masaya, imza için…
Acı tatlı günler…
Sürüldük dövüldük, kovulduk

 

Ekmeğimizden bile olduk
Ve bu minval üzere
İkiyken üç, üçken dört, dörtken beş olduk.
Geçip gitti günler
Tükendik, yok olduk.

 

ÜŞÜMÜŞ
Bir dağ kentinin ortasında
Kimsesiz bir kar çiçeğisin
Dünyaya küsmüş.

 

Ver şu güzel ellerini bebeğim
Koy ceplerime
Ellerin üşümüş
         1963





  Bahattin Uyar; hem anılarını anlatıyor, hem de şiirlerini okuyor

On Kasım denince
Mavi gözler gelir aklıma
Sırma saçlar gelir tel tel
On Kasım denince
Bir Türk gelir aklıma
Dünyaya bedel.

Bahattin Uyar

 

 

ÇAĞRI
       (Ortaklar
         Müdürü Hayri Çakaloz’un çağrısından esinlenerek)

 

Bu topraklar seni bekler yavrum,
Bu yapraklar seni
Bu boz kırlar seni bekler yeşermek için
Uzat ellerini…

 

Bu Adabelen (1) tepesi var ya
Şu bataklık, şu sinek, şu sıtma
Hep seni bekler yavrum
Bunlardan kurtulmak için çağırdım seni
Koş gel yanıma
Uzat ellerini…

 

İşte sana boz urbalar
Ve postallar
Şu kazma, şu kürek, şu balyoz
Şu keser şu testere, şu mala
Aydınlık günler için
Derin vurmak gerekir onlara taşa toprağa, duvara
Uzat ellerini…

 

Sıcak kucağını açarak
Seni bekler 400 kişilik enstitümüz
Gelirken yıka ayaklarını
Saçlarını kestir üç numara
Giysilerini yıkat, yırtıklarını yamat anana
Sonra ta… oralardan bana
Uzat ellerini…


Bir çiçek olacaksın dallarda açan
O dallar meyveye dönecek
Ve düşleyebilir mi insan
Binlerce çiçek
Binlerce fidan…
Sana bir çiçek vereceğim yavrum
Bin meyve verecek
Uzat ellerini…


(1)   Adabelen tepesi. Ortaklar Köy Enstitüsünün
kurulduğu tepe



 



 
Sadettin Özbek
 
MUĞLA'DA
SANATIN UYGULAYICISI VE KORUYUCUSU SADETTİN ÖZBEK
Sadettin Özbek 16 Nisan 1955 Muğla doğumludur.
Sadettin Özbek oldukça özverili bir sanatçı; sahnede oyuncu,
sanatçılara destek olan çalışmalar yapar. Onları sahneye alır, gösterilere
katılmalarını sağlar, şairlerin şiirlerini seslendirir, yazarların kitap
tanıtımlaırına ortam hazırlar. Bunlar yetmez sergiler düzenleyerek sanatçıların
çabalarına destek olur. Bireysel çalışmaları karma sergilere dönüştürerek
sanatçılar arası dayanışmayı güçlendirir.



Sadettin Özbek ve arkadaşları bir gösteride
Bunlarla yetinmez Muğla Sanatseverler Derneği kısaca
MUSANDER ile de bu dayanışmayı belediye ve sivil toplum örgütleri ile bağlar
kurarak geniş halk kitlelerine ulaşmayı hedefler.


Sadettin Özbek bir gösteri sırasında
 

Sadettin Özbek’te var olan yönlendirme gücü bu ulaşmayı
kolaylaştırır. Arkadaşları ve sanat dostlarını sevecen bakışları ve tavırları
ile bir araya getirir, Özbek’in oyunculuk yeteneği ile de planladıklarını
birlikte sunacaklardır sahnede. Yola birlikte çıkıp, sahnede kol kola girip,
omuz omuza verip başarırlar birlikte. Önemli olan Muğla’dır. Muğlalı
sanatseverlerdir önemli olan. Yaptıkları, sahneledikleri, sundukları her
program onlar içindir. Muğla’yı sanatla kucaklaştırmaktır önemli olan onlar
için.
 


ÜNAL TÜRKEŞ


Konakaltı Kültür Merkezi Ünal Türkeş arşivi sergisi 20 Kasım 2013

Has bir Muğla'lı. Varı yoğu Muğla. Tüm benliği Muğla'ya adanmış bir kişilik. Ne yana dönseniz, ne yana baksanız Ünal Türkeş'i görürsünüz, Ünal Türkeş'le karşılaşırsınız. Bir yerde bir anıt mı var, önemli bir kişilik mi anlatyılıyor temelinde onun kaynakları, onun adı var. Hani ne derler; Ünal Türkeş demek Muğla demek. Ya da Muğla demek Ünal Türkeş demek. Böyle bir canlı kaynak o. Böyle bir tarih o, Muğla'nın tarihi.


Üanal Türkeş arşivi sergisinden 20 Kasım 2013



Ünal Türkeş'in arşiv sergisi 20 Kasım 2013



20 Kasım 2013







20 Kasım 2013



20 Kasım 2013

Yakından tanımıyordum. Muğla'ya gittiğimde görüşmek istedim. Çıkardığı Muğla Devrim Gazetesi yönetim yerine gittim. Orada yoktu. Fotokopi için gittiği adrese yönlendirildim. Muğla'yı iyi bilmediğimden, sora sora o adresi buldum. Orada da harıl harıl çalışıyordu. Önünde bir yığın belgesel fotoğraflar var. Onların taraması ile uğraşıyor. Belli ki Muğla tarihinden yeni sayfalar açacak. Çok yoğundu, tanışma aşaması ve kısa bir söyleşiden sonra onu fazla engellememek için izin isteyip yanından ayrıldım. O işlerini sürdürdü.

Bir anlık görüşmemde bile Ünal Türkeş'i anladım. O, tüm benliği ile Muğla için yaratılmıştı. O, Muğla'ydı.

Kısaca dopdolu üretici bir insan o.

Gücü bol ola...

18 Mart 2015





 

 

  YERKESİK VE NACİYE MAKAL(+)


Anadolu’nun özümlenip tanınmasında en büyük katkı Halikarnas Balıkçısı’nındır. Eğer o cezalandırılıp, Bodrum’a sürgüne gönderilmeseydi; Bodrum Bodrum olamazdı diye düşünüyorum. Belki de Bodrum Bodrum olurdu da; ününü bu denli kazanamazdı. Bilgi donanımlı, sevecen insanların bölgeye ilgilerinin artması, mavi yolculuklar yapmaları, yazılar yazarak Gökova ve çevresini anlatmaları bölgenin geleceğine ışık tuttu.     

İşte bu Halikarnas Balıkçısı:

  “Cenneti arıyorsanız Gökova Körfezine gidiniz. Denizine hayran olursunuz ama arkanızı dönünce de heybetli Kıran Dağlarıyla karşılaşırsınız.”(1) der… Saptama çok yerinde ve de doğru.

  “Çünkü; bu heybetli dağların üzerinde boydan boya yemyeşil bir coğrafya”(2) yer alır. Buranın adı Yerkesik’tir.

  Naciye Makal, 1929 yılında Muğla’nın Yerkesik bucağında doğdu. O zamanlarda bucak olan Yerkesik şimdilerde Muğla’nın Menteşe Belediyesine bağlı bir mahallesi olmuştur.

Yerkesik’te ilkokulu bitiren Naciye Makal, 1942 yılında Antalya Aksu Köy Enstitüsüne girer. Burayı 1946 yılında bitirerek, Muğla Dirgeme (Akkaya) köyüne atanır ve burada 4 yıl çalışır. İkinci görev yeri Aksaray Demirci köyüdür. Buradaki 6 yıllık bir çalışma döneminden sonra 1957 yılında Ankara Mithatpaşa İlokuluna atanması yapılır. Burada çalışırken 4499 sayılı yasa gereğince inceleme yapmak, bilgi, görgü ve ihtisasını artırmak üzere İngiltere’ye, Milli Eğitim Bakanlığınca 1962 yılında gönderilir. Bu çalışması 1 yıl sürer. Sonrasında Ankara Keçiören’deki Feyzi Alioğlu İlkokulunda görev yapmaya başlar. Oldukça verimli bir öğretmenlik dönemi yaşayan Naciye Makal, 1978 yılında emekli olur. Emekliliği resmiyettedir. Oysa o hala okur, çalışır, dostları ile eğitim ve ülke sorunları üzerine söyleşir ve aydınlık düşüncelerini sürdürür ve de yazar. Bu yazılarını “Bindim Tütün Küfesine” adlı kitapla okuyucularına armağan etmiştir. Naciye Makal’ın bu kitabında; tütün üreticilerinin, Yerkesik halkının geçim derdi ve çilesinin öyküsü yer alır. Zor yaşama koşullarının, eziyetli çalışma ortamının yalın ve öz anlatımıdır bu. Öyle ki, tütün tarlasına giden yollarda yankılanan türküleri duyar, o türkülerin sesiyle yol alışları dile getirir. Bu bir çalışma temposudur. Bu bir çalışma ilkesidir onlar için. Türkü ve türkülerin ezgisi coşturur, güçlü kılardı onları. Kapız’dan geçerken duydukları o sesler iliklerine dek işler, yaşama daha sıkı sarılırlardı.

            “Öf ülen de aman aman
            Yerkesik’in minaresi minaresi!
            Dürülü de kalmış aman
            Kerimoğlu’nun cüvaresi cüvaresi.”

  Derken varırlardı tütün tarlasına, koyulurlardı hemen işe. “Vakit çalışma vaktidir. Bir dakikasını bile harcama zamanı değildir. Sıcaklar basıncaya dek çok iş yapmalılar, yapmalılar ki sıcaklar basmadan işin çoğunu bitirsinler. Sıcaklarda tütün kırılmaz, buruşan yapraklar yapış yapış olurdu, yapışırdı ellere. Sıcakla birlikte artardı tütün kokusu, bunaltırdı onları. İçleri bir hoş olurdu, kusarlardı çoğunlukla çocuklar. Bu yüzdendir ki varır varmaz dalarlar tütün tarlasına. Onların; “… Elleri alışkındı. Parmaklarını tütünün çevresinde dolaştırarak, ermiş yaprakları bir bir kırmaya başladılar.”(3)

  “Güneş, ateşten bir top gibi dağın zirvesinden yükseldi. Isınmaya başlayan tütünlerin kokusu daha ağırlaşıyor, mide bulandırıyordu. Sanki, tek vücut gibi Sakine’yle Zehra yeniden öğürmeye başladılar. İçleri su kaynağıymış gibi, ağızlarına su doluyordu boyuna. “Tütün Tuttu” dedikleri buydu işte. Zayıfları, bakımsızları daha çok tutuyordu.”(4)

 Böyleydi çocukların tütün tarlasında üretme çabaları. Katkı olurdu büyüklerine, daha fazla tütün kırma çabalarına ortak olurlardı minicik elleriyle. Çalışma böyle sürer, arada dinlenme molası verirlerdi. Kısa sürerdi bu. Öyle uzunca zaman harcama lüksleri yoktu.

  Bunu Naciye Makal şöyle anlatır:

 “Bir cuvara içimi” dinlenmişlerdir. Kimsenin onlara “iki cuvara içimi” dinlenme zamanı vermeye niyeti yoktu.”(5)

   Çalışma zorlukları buydu. Ürün yetiştirmek, geçim için kazanç elde etmek bu zor koşullardan geçiyordu. Geçiyordu ya, bir de elde ettikleri bu zor koşullara değseydi, gözleri hiç arkada kalmayacaktı. Ne gezer. Bazen borçlu çıkmadıklarına sevindikleri bile olurdu. Zordu yaşam, zordu kazanç elde etmek, zordu geçinmek onlar için. Tam bu günlerde Naciye Makal, ilkokulu bitirince okumayı sürdürmek ister. “Bu zor geçim sıkıntılarından kurtulmanın yolu okumaktan geçer.” diye düşünür. Kararını verir, okuyacaktır.

“Muğla- Yerkesikli Naciye Poyraz’ın Aksu Köy Enstitüsü’ne nasıl kaydedildiğine dair anlattıkları, bu dönüşümün hangi koşularda yaratılmaya çalışıldığının göstergesidir: “on bir yaşındaydım. 1942 Şubat’ının soğuk ve yağmurlu bir gününde, ağabeyimle birlikte yaya, köyden Muğla’ya gitmek üzere yola düştük. Köy Enstitüsü’ne kayıt işlemi yaptıracak, sonra geri dönecektik. Bir kaç ay sonra okuldan haber gelince okula gidecektim. Elimde çıkın, başımda bürüntü vardı. İlkokulu bitirir bitirmez, ‘günahtır’ gerekçesiyle başımı örtmüştü babam… Neyse, yine bir kamyon yolculuğundan sonra Antalya’ya, oradan doğruca okula,  insana insanca bakan bir adamın karşısına çıktık. Hoş-beşten sonra bu adam, yitiririz diye paramızın bir kısmını aldı, defterine yazdı. Adam, haftaya gelip kendisinden harçlık istememi söyledi. Şehriye”, dedi. “Bu küçük kızımız okula alışıncaya kadar yanından hiç ayrılmayacaksın. Ambardan ölçüsüne uygun elbise al, yatağını göster.” (6)

  Okul yaşamı böyle başladı. Mutluydu.

 Naciye Makal, çocukluk yıllarında da çevresi ile ilişkisini canlı tutmuş, halkın yaşamına, gelenek ve göreneklerine ilgisiz kalmamıştır. Yanlış inanç ve yönlendirmeleri not etmekten kendini alamamıştır. Bunlardan birini şöyle yazmıştır:

  “Mezarlığa adını veren Hacı Efendi yatıyordu burada. Çocuğu olmayan, adak adayan kadınlar buraya gelir, kurban keserler, sonra da mezarın üstündeki taşları kaldırıp altındaki karıncaları bir incirin içine koyup dua ederek incirle birlikte yerlerdi.” (7)

  Bana oldukça ilginç geldi. İncir ana rahmini, karınca da bebeği mi simgeliyor diye düşündüm durdum.

 Yerkesik’le ilgili bilgiler derlememde bana yardımcı olan Nabide Kılınç ilginç notlar aktardı. Bunlardan birinde, Makallarla ilgili önemli notlar vardı:

  “ İvriz Köy Enstitüsü mezunu Mahmut Makal’ın Aksaray’a bağlı Demirci Köyüne atanan Antalya Aksu Köy Enstitüsü mezunu Öğretmen Naciye Poyraz aynı köyde tanıştığı Mahmut Makal ile 1950 yılında evlenir.

           Naciye Poyraz Makal, Muğla’nın yakından tanıdığı Yerkesikli Tüccar Yaşar Poyraz, Tüccar Arif Poyraz, İnşaat Mühendisi Hüseyin Poyraz’ın amca çocukları arasındadır.

            Oğlu Prof. Dr. Ahmet , Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi, Öğretim üyelerindendir. Kızı Tezer, Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur.Halen Ankara Keçiören’deki evinde yaşamını sürdürmekte olan Mahmut Makal yakın zamana kadar Yaz aylarının bir bölümünü Yerkesik’te geçirirdi.”(8)

 Öyküsü buydu Naciye Makal’ın. Tatlı ve de oldukça yorucu anılarının yaşandığı Yerkesik buydu. O yılların bağları, etrafına açılmış sınır oluşturan kanallarının şimdilerde izi de yok. O zamanlar bu sınır izlerine, daha doğrusu kesiklerine dayanarak buraya Yerkesik adını vermişlerdi denir. Biz bu anlatıyı duyduk ve aktardık. Ne var ki, tütün tarlaları da yok. O tarlaların verdiği, geçimlerine yetmeyen getirisi de yok. Bunun yerine bol bol sebze ve meyve üretimi yapılıyor. En büyük pazarları da Marmaris ve çevresi olmaktadır.

İlginçtir, önceden buraların tüm tapu kayıtlarının Hürrem Sultan adına olduğunu duymuştum. Hürrem Sultan buralara gelmemiş. Ancak Kanuni Sultan Süleyman 1522 yılında Rodos seferine giderken buraya da uğramış. Yerkesik’i çok beğenmiş olmalı ki, bu cennet köşesini Hürrem Sultan adına kayıtlara geçirmiş. Nedense ben böyle düşündüm.

 Yerkesik’te geçim derdi sürüyor. Geçim çabaları yine tüm yorgunluğu ile halkı oyalıyor. Yorgunluklarından arta kalan zamanlarını efil efil esen rüzgarın verdiği serinlik içinde az da olsa unutuyorlar gibi geliyor bana.

 Kısaca Naciye Makal ve Yerkesik bu. Anlamları kendi içlerinde saklı. Daha derinlemesine incelemeler yapmak gerekir diye düşünüyorum

 Sağlıkla kal Naciye öğretmenim.
Huzur doluluğu ile kal Yerkesik…
 Mehmet ERBİL

(+) Mehmet Erbil, Köy Enstitüleri ve Yurtseverlik, Payda Yayıları 2014, Ankara, s. 159.

(1)       1-   Yerkesik, Tarih ve Etimoloji, Yerkesik Belediyesi, 2006.

(2)       2-   a.g.e.

(3)       3-   Naciye Makal, Bindim Tütün Küfesine, s. 14

(4)       4-   a.g.e s.16

(5)       5-   a.g.e. s.19

(6)       6-   Yusuf Yavuz, Antalya’da Köy Enstitüsü Yılları

(7)       7-   Naciye Makal, a.g.e. s.26

(8)       8-   Ünal Türkeş, Muğla’yla ilişkisi olan Ünlüler, Muğla Devrim Gazetesi.






İBRAHİM ERGİN

1938 yılında Muğla'nın Yerkesik köyünde doğdu. Yerkesik şimdilerde Muğla'nın bir mahallesi oldu. Yaşamı boyunca şiirle uğraştı, şiirle yattı kalktı. Güncelin peşini bırakmadı. Günceli yaşadı ve de dizelere döktü algılarını. Algılarında büyüdü sözcükleri, algılarında doğdu dizeler ve de şiirler.
İbrahim Ergin'i Muğla Belediyesi Kültür Evinde tanıdım. Dostları ile söyleşiler yapıyordu. Önceleri yan masada oturduğum için "kulak misafiri" oldum. Sanat üzerine, kültür üzerine olan söyleşileri uzayıp gidiyordu. Çok güzel bir ses tonuyla, "vurgularına diyecek yok" dedikleri anlamda şiirler okuyordu. Derken bir gün, aynı yerde arkadaşım Ressam Vahdet Kadıoğlu ile buluştuk. O sıra İbrahim Ergin de geldi. Tanışıyorlardı. İşte esas tanışıklığımız o zaman başladı. Ondan sonraki söyleşilerde ben de yer almaya başladım. Okuduğu şiirleri daha yakından duydum, tad aldım. Okuyuşuna diyecek yoktu. İyi bir şairdi. Çok güzel şiirleri vardı.
Muğla değerini bilmeli, sahiplenmeli bu yürekli şairi. Kol kanat germeli. Destek vermeli. Vermeli ki sözcükleri çoğalsın, dizelere dönüşsün, ses olsun, yankılansın kulaklarda.
O buna değer. O ve şirleri bunu hak ediyor.
Sadece böyle biline diyorum...
İşte "Karda Leke Var" kitabından seçtiğim bir kaç örnek.

ŞİİR I
Bir kımıltıdır
şiir
Canlı gibi, derinde
Güldür
Rengiyle, kokusuyla
Açar ozan yüre
ğinde

Sevgidir
Payla
ştıkça güzel
Isıtır bizi Baharı anlarız
Ku
ş türkülerini
Ve
şiiri

Gecedir
Günün soldu
ğu
Nasıl geldiks
e gideriz
Ölüm yabancı de
ğil
Şiire girdiğinde

DEN
İZ

Deniz denizdir
Nereye gitseniz
Gökova'da deniz gökyüzü
Gökyüzü deniz

SEVMEK GİBİ BİR ŞEY

Saçların savurma dursun

Sonsuz bir ıslık gibi dolaşsın içimde

Rüzgar oluyorsun

 

Bu yağmur senin ağladığın

Sular seller içindeyim

Yokluğunu biriktirdim bunca yıl

Şimdi öyle uzak ki sesin

Bütün aynalar tenha

Bir tek sen içindesin

 

Coşkun bir nehir miyim neyim

Hep sana doğru akıyorum

Kendi  kanımda zehir miyim

Yoksa yazılmadık şiir miyim

Zamanı sen ağarttın saçlarımda

Ben artık sevmek gibi bir şeyim

 

Saçlarını savurma dursun

Sonsuz bir ıslık gibi dolaşma ormanda

Yorgun kuşlar uyusun

KEMANCI TAHİR USTA(+)

İbrahim ERGİN tarafından yazıldı.
10 Haziran 2015 tarihinde oluşturuldu

Tahir Usta 1903 yılında, şimdi adı Yeşilyurt olan Pisi’de doğmuştur.

Dişsizoğlu Hüseyin’in oğludur. O zamanlarda yapıcılık, nalbantlık, marangozluk, değirmencilik gibi zanaatların hemen hepsi Rum’ların elindedir.

Dişsizoğlu Hüseyin, Rumlardan öğrendiği değirmencilik sayesinde adını duyurmuş bir insandır.

Oğlu Tahir’i yanına çırak alır. Tahir son derece yetenekli bir insandır. Elinden her iş gelir. Çevredeki bütün değirmenlerin bakım ve tamir işlerini artık Tahir Usta yapacaktır.

Bir yandan Yatağan’ın Deştin Köyünde Rum Anassos’a ait bir değirmeni çalıştırmaktadır.

Evlenme çağı gelmiştir. Sevdiği kızı vermezler. Hani Aşık Veysel’e sormuşlar: “Aş nedir?” Demiş ki; “bir kızı verirlerse evlenirsin, vermezlerse aşık olursun.”

Bizim Tahir Usta aşık olup kendini müziğe vermiş.

Hemen bir ekip kurup düğüncülük yapmaya başlamış.

Ege Türküleri hep cinayetler ve acıklı olaylar sonucu üretilmiş Türkülerdir. Tahir Usta çevresinde gelişen olaylardan uzak duramaz. Çok güzel Türküler yakar. Bunlar halkın canevinden fışkıran ağıtlardır.

Adem kardeş

Kara Ova Düğünü

Ormancı

Kerimoğlu

Ve daha bir çok Muğla Türküsü Tahir Usta’nın, yani gerçek adıyla TAHİR ERDİNÇ’in eseridir.

Onu sadece bir defa Yerkesik’te komşumuz Hüseyin Kavalcı’nın düğününde gördüm. “Çalgıcı” olarak gelmişti.

Ana tarafımdan akrabam olduğunu biliyordum.

Misafir olarak bizde kaldı.

Kerimoğlu Türküsü Muğla’nın adeta İstiklal marşıdır.

Zeybek endamlı harika bir tınısı vardır.

Ünlü folklor araştırmacısı Muzaffer Sarısözen’in derleme ve araştırma çalışmaları için iki defa Muğla’ya geldiğini biliyoruz. Hemşehrimiz saz sanatçısı Mustafa Karaosmanoğlu ile birlikte köy köy dolaşıp derlemeler yapmıştır.

Ankara radyosu sanatçılarından Fethiyeli arkadaşımız Hamdi Özbay bir süre Muğla’da söz kursu açmıştı.

Sarısözen’in ikinci gelişinde Hamdi Özbay’la buluşup ünlü Kerimoğlu Türküsünü notaya aldırdığı söylenir.

**

Bundan 8 yıl kadar önce bir etkinlik münasebetiyle Yatağan’a gitmiştim. Oradaki konuşmamda Kemancı Tahir Usta’nın Pisi doğumlu olmasına rağmen Yatağan’da yaşadığını, güzelim Muğla türkülerini Yatağan’da bestelediğini dolayısıyla bir büstünün kadirşinaslık örneği olarak herhangi bir yere dikilmesinin uygun olacağını söyledim.

Benden sonra söz alan sevgili dostumuz Belediye Başkanı Haşmet Işık, Tahir Ustan’nın bir büstünün yapılacak ilk parka ve caddeye dikileceğine dair söz verdi. Bunca zaman geçti, bu konuda hiçbir şey yapılmış değil.

Muğla Belediye Başkanı Sayın Dr. Osman Gürün ve Sayın Bahattin Gümüş’ün sanata ve sanatçıya uzak olmadıklarını yakından biliyoruz. Heredot, Hipokrat, Artemis gibi Karialı değerlerin birer heykelinin Muğla’ya dikilmesi hepimizi sevindirmiştir.

Bunlara ek olarak yakın tarihimizin bazı değerleri de güzel Muğla’mızın meydanlarına, parklarına, caddelerine çok yakışacaktır diye düşünüyoruz.

Fethiye Belediyesi, Belediyenin hemen önüne Ramazan Güngör’ün heykelini diktirdi. Muğla Merkeze bir Tahir Erdinç, bir Zihni Derin heykeli dikilmez mi? Biraz daha genişletirsek Ula’ya bir Ali Rıza Zorlu, Marmaris’e iyi şair Erdoğan Çokduru yakışmaz mı?

Gene Fethiye ilçemizde Menteşe Bey (ki mezarı oradadır) Bodrum’a bir Halikarnas Balıkçısının heykeli dikilse fena mı olur?

Ankara Belediyesi Ankara’yı dinazor heykelleriyle donatmış. Hiç hoş değil. Bizim kendi değerlerimiz var.

Bir Heredot bütün dünyaya Historia adını duyurmuş bir insan.

Bir Zihni Derin ki, içtiğimiz her yudum çayda hakkı olan bir Muğlalı daha kimler…neler…

Değerli dostumuz Tarihçi Ünal Türkeş olmasa Zihni Derin adını belki de çok kimse bilmeyecekti.

Bir tarihte Muğla’nın üst düzey hanımları Sarp kapısına kadar varan bir gezi tertiplemişti.

Otobüs Rize’de bir iki tur attıktan sonra bir heykelin önünde durur.

Şoför “Hanımlar” der.

“Bu heykel Muğlalı hemşehrimiz Zihni Derin’in heykeli içinizde bilmeyen var mı?

Kimseden tık çıkmaz.

“O anda yerin dibine girdim diye anlatmıştı benim hanım…

Ünal Türkeş sayesinde bugün Muğla’da bir Zihni Derin caddesi, bir Zihni Derin İşhanına sahibiz.

ÇAYKUR Genel Müdürü Ekrem Yüce 2004 yılında Ünal Türkeş’i Milas Havaalanından aldırıp kendisini Trabzon’da karşılamıştı.

Dört gün kaldığı Ünal Türkeş Radyo, TV, Gazete, Konferans konuşmacısı olarak bilinmeyen yönleriyle Zihni Derin’i tekrar Rize’lilere tanıtmıştı.

İyi ki Ünal Türkeş gibi değerlerimiz de var.

Gün gelecek onun da heykeli dikilecektir.

(+) Nabide Kılınç sayfasından alınmıştır.



NAZİF İYİBİLİR




20 Ağustos 1953 Yerkesik-Muğla doğumlu.
O baba yadigarı dükkanda üretiyor çalışmalarını. Mekanı, Zahire Pazarı'nın hemen arkasında. Cama bantla tututurduğu kesik uçla yazdığı yazı ile dikkatimi çekti. Bu sanatla iç içe olan birisi anlamına geliyordu. Hiç çekinmeden girdim içeri. Çalışıyordu. Kolay gelsin deyince, çalışmayı bıraktı, ilgilendi benimle. Doğma büyüme Muğla'lı olduğunu (Yerkesik), emekli olduktan sonra zamanını değerlendirmek ve Muğla kültürüne az da olsa katkıda bulunmak için çalışmalarını sürdüğünü anlattı. İlginçti. Muğla simgesi bacaları, kuzulu kapıları, Muğla evlerini küçük örnekler halinde yapıyor, o günlerin adı bilinmeyen yapı ustalarının yaratıcılığı ve titizliği ile işliyordu. Liseden sonra Eğitim Enstitüsünü bitirmiş. Ardından da Eğitim (Pedagoji) Bölümünü. Uzun yıllar öğretmenlik ve ardından denetmen (müfettiş) olarak çeşitli kentlerde çalışmış. Yeter demiş, emekli olmuş. Gördüğüm kadarıyla bu emekllik resmiyette kalmış. Çünkü o hala çalışıyor, hala üretiyor. Ürettikleri ile Muğla kültürüne hizmet ediyor.



Kendisi ile görüşmem 19 Temmuz 2014 tarihinde oldu. Çalışmalarını Ekim ayı içinde sergileyeceğini söyledi.

Nazif öğretmenin gücü ve üretimi bol ola...

18 Mart 2015



Nazif İyibilir'in örnek çalışmalarından



         MEHMET KARABULUT


Ünal Türkeş arşivi sergisinden(20 Kasım 2013)
Muğla’nın Yerkesik beldesinde 1925 yılındadoğdu. Belde
şimdilerde Muğla’nın bir mahallesi.
Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü
1950 yılında bitirdi. Anadolunun çeşitli bölgelerinde (Edirne, Erzurum,
Kırklareli, Develi, İstanbul) öğretmenlik yaptıktan sonra 1976 yılında emekli
oldu. Şiirlerini 1954 yılından başlıyarak Yedtepe, Yelken, Ataç, Varlık, Yön, Yenilik,
İmece ve May dergilerinde yayımladı. 1970 yılında TRT Sanat Ödülleri
Yarışmasında başarı ödülü aldı.
HABERSİZ GEL
Bir akşamüstü gel, habersiz gel
Gün dağlardan giderken
Kendin bile duyma ayaklarının sesini
Ne umudum kaldı ne sevincim hiç direnmem.

O gece gökyüzü
Bir yıldız çayırına dönsün
Uzak kırlarda güz çiçekleri
Son güller açsın bahçelerde.

Her ne zahmetse bir kadın da
Geç bir saatinde gecenin
Balkonunda bir sigara içimi
O yıldızları izlesin.

Dostum filan yoktu, kimim vardı ki
Darbelerin bunalttığı
İnsanların telle, iple
Boğulup da ormanlara
Çukurlara atıldığı

Bir ülkede yaşadım
Ve krallığında çalınmış paranın.


MENEMEN NE Kİ

Senden sonra gelenler
Saymazsak bir ikisini
Düpedüz haindiler.

Daha ne kadar dayanırız bilinmez
Geri siperlere çekiliyoruz alaca karanlıklarda
Sivasta yakıldık, bombalandık kurşunlandık Taksimde.


Hep anımsarız
Menemen için dediğini
Düşünüyorum da şimdi
Sıvasın,Taksimin yanında
Menemen ne ki.

SEVGİ ŞİİRLERİ-1
Yaş onsekizde, yirmide sevgi
Kökü derin sularda
Bir rüzgarlı ağaçtır
Bir tekmedir kandan damara
Ve çiftlerden
aşıp giden bir at.

Otuzlarda, kırklarda bir gölge düşer üstüne
kopar üç beş damarı
Ve birden
Beklenmezken hiç
Bir rüzgar çıkar ucu dikenli
Düşer gibi olur dalından gül
Ama rüzgar dinip de
Uçup gidince gölge
Bir kumsala döner Akdenizde.

Elliden sonra matematikselleşir
Çiçeği olur aklın
Yıldızları
Düşerken tutmaz
Gölden toplar kıyısına oturup.

SEVGİ ŞİİRLERİ-2
Şu ipteki boyun
Sevginin boynu
Elleri gözleri saçları çocuk.

Adamlar ki içduyuları kuru dal
Onurları yalama
Barış ödülü verdiler sevginin cellatına.

O yüzden
Dağlarımızda sarı çiğdem
Mor menekşe
Bahçelerimizde gül, karanfil
Açmaz oldu bir tanem.

O yüzden
Gözyaşı sızıyor türkülerimizden.


 SEVGİ ŞİİRLERİ-3
Para için, ün için
Ya da başka herhangi
Bir şey için sevgiyi
Çiğnersen şıralık
Şaraplık üzüm gibi
Kimse de durbakalım
Demezse eğer
Ay yıldızları
Güneş günü toplar gider.
SEVGİ ŞİİRLERİ-4
Sevgi güney-doğuda bir al yazmadır bi ucu da yırtık
Öğle güneşlerini emmiş bir poşu
Dağlarda yiten bir yol
Ve gecelerin ortasında
Alevi solmuş
Bir nevruz ateşi
Ve bir ceylan
Fırat'ta su içerken vurulmuş.
SEVGİ ŞİİRLERİ-5
Düş düşü kovalarken uykularda
Tütün tarlalarına, harmanlara ay
Elerken kendini
Duyurur duyulmaz
Bir ıslıktır sevgi
Bir toplanmış bohçadır
Bir kapıdır açılıp kapanan
Ve kuş kanadı iki yürek
Ve ay vurmuş bir dağ yolu
Sabah olunca da
Babadan anaya
Bir kötek.
SEVGİ ŞİİRLERİ-8
Yıllarca ve yıllarca önce
Gökte bir gr-mavi
Ulu çınarlar suskun
Ve uzun mu, uzun
Bir güz akşamında gördüm sevgiyi
Yürüyord ekleyerek izlere izi.

Şimdi o izlerden herbiri
Tutunup sevgi ırmaklarında bir dala
aman aşımlarına aldırmadan
Zaman aşımlarına aldırmadan
Bal damlatıyorlar kovana.
SEVGİ ŞİİRLERİ-9
Yaşını sordum sevgiye
Bilmiyorum, dedi
Ama dedi, sanırım
Gülle yaşıtım.

Bu kez de döndüm güle sordum
O da dedi ki
Mağara duvarlarındaki
Resmime sorun beni.
ÖTEKİSİ YÜRÜR
Tanrı baba
Yürü kulum demeden adama
Bir bakar, elinde ölçek.

Adamın yüreğinde, gönlünde
Şu kadarcık da olsa
Bir yıldız izi, gül izi
Işıyıp duruyorsa
Eli de kısaysa, çomak kadar bir şeyse eli
Uzanmıyorsa cebine halkın
Gözü de insan gözüyse
Okumuyorsa felfecir
Tanrı baba
Bir tekme atar adamın kıçına
Basar kahkahayı
Ulan der, bu ülke
Senin gibiyse dolu köy, kasaba.
YOL AYDINLIK
Kolay değil
bu havada yola çıkmak, yürek ister

Ama çıkmışlar işte

Bir kız

Bir oğlan.


Bir türkü çağırıyor kız

Duymuşluğum var benim bu türküyü

Bu türkü

Bir elma ağacının

Bir nisan gecesinin sabahında

Çiçek açması olur sanki



Ama kız diyor ki

Karacaoğlandan

Toroslarda akan

Bir dereden yarısı da

İşte o yüzden

Yarısı çam kokar

Yarısı da Elif

Şerbet gibidir, al da iç



Oğlan da sanki

Güneşli yamaçlarda giden bir taşlı yol

Mart deresinde biir kıyı

Damarda bir alyuvar

Çıkınında bir somun ekmek, üç kitap

Kitaplardan biri DimovunTÜTÜNü, iki cilt

Kafasında ayın ondördü

Bir demet gül

Bir şir

Şiir dünyanın en güzel şiiri

Elleri bin yaşında, kendisi yirmi.



Çeliğe su vermek bir dakikalık iş

Adama su vermek zor

Ama bu oğlan suyunu

Kendisi vermiş

Aferin oğlana.



Böylesine çıkılmaz da yola

Kiminle çıkılır

İşte kız da çıkmış

Aferin kıza.



Bulutlar geliyor dağlardan

Kararıyor ortalık

Ama yol aydınlık

Kızın ve oğlanın şavkından.

GİTME
Umuduma
çöl yüreğime karaçalı
Azraile koz olur gidişin gitme
Sensizliğe mahkum etme beni
Atma beni yedi kat yerin dibine
Düşürme aşkımı ellerin diline
Kurban olurum saçının bir tek teline gitme
Parangalara mahkum etme beni
Çarmıha germe umutlarımı
Karanlığa gömme yarınlarımı
Yok sayma duygularımı gitme
Sensizliğe mahkum etme beni

GİDİYORUM İŞTE
Merhaba
diyorum sensiz güne
Hüsrana uğradım ben aşkta yine
Elveda diyerek yarına düne
İsyan ederek gidiyorum işte

Zannetme gidişim bir oyun perde
Öleceğim senden uzak bir yerde
Mutluluk olsa da artık kaderde
İsyan ederek gidiyorum işte

Beni bulamazsın neyin varsa al
Helal etmiyorum haramlarda kal
Dilersen ardımdan lanetini sal
İsyan ederek gidiyorum işte 

YARIN
Yarın başkadır diyorum
İnanmıyorsun
Hele bir yarını bekle
Umut yeniden gelecek
İnsan olsun
Yitip gitmedi ya
Bakarsın sabah kendiliğinden gelir
Böyle dolaşıp durma gecenin ortasında
Hem havayı kokla bir
Kar serpti serpecek
Bu sesler de kurt ulumaları
Dön geri çocuk olma
Yarın başkadır
Yarını bekle diyorum sana

TORBALAR DOLUSU
Çuvallar dolusu aldılar da kendileri
Kızlarının oğullarının
Ve gelinlerinin damatlarının
Ve de dünürlerinin
Bomboş torbalarını dolduran
Aynı adamlar
Geçip gitti Ankara'dan





 
  Bugün 75414 ziyaretçi (128548 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com