SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  GONEN KOY ENSTITUSU
 

"Bu sayfalarda yer alan yazı, belge ve fotoğraflar 5846 sayılı yasanın güvencesi altındadır. İzinsiz kullanılamaz."







Okul Girişi



O günlerden Genel görüntü




GÖNEN  (29 Haziran 2013)


Gönen; Isparta Burdur karayoluna 5 kilometre uzaklıktadır. Bu nokta Kırıkçayır adıyla anılır. Kullanılmayan küçük bir tren istasyonu yapısı vardır. Köy Enstitüsü öğrencileri, tatil dönemlerinde sıcağa soğuğa aldırmadan bu yapıda trenin gelmesini saatlerce beklerlerdi.   

Gönen, Isparta’ya 24 kilometre uzaklıkta ve Isparta’nın kuzeyinde yer almaktadır. İlk kez 1982 yılında gördüm. Arkadaşım beni o çınara da götürmüştü. Yanından şırıl sular akıyordu. Gecenin karanlığında fazla göremiyordum. Ne var ki, Çınarın ululuğu belliydi. O gece uzun süre oturduk Çınar'ın altında.

Çevre oldukça verimli bir yer. Adından da belli.   “Gönen; sevilmek, mutlu olmak, bolluğa ve berekete kavuşmak gibi anlamlara gelmektedir.” Doğası gibi sevecen insanların yatağıdır da Gönen.  Sevecen oldukları kadar da çalışkandırlar.
Ard arda dizilmiş, yol boyu meyve bahçeleri içinden geçer girersiniz Gönen’e. Sizi oldukça temiz sokaklar karşılar.




O günlerin yönetim yapısı (29 Haziran 2013)


Biraz ilerleyince Köy Enstitüsü yapılarını bulursunuz karşınızda. Yolun iki yanına sıra sıra dizilmiş, eğitim ve alın teri kokan yapılardır bunlar. Kimisi bakımlı, kimisi yazgısına terk edilmiş… Bu nedenle küskündürler. Oysa 40'lı yıllarda büyük bir heyecan seli içinde boy göstermiş, eğitime hizmet vermek için yarışırcasına çaba gösteren okulun öğrencileri tarafından kısa sürede bitirilmişler ve eğitimin hizmetine
sunulmuşlardır. Tonguç heyecanı, Tonguç bilinci ve de Tonguç sevgisi, yurtseverlik yansır o yapıların taşlarında, sıvalarında.


ÇINAR  (29 Haziran 2013)


O günlerde İsmail hakkı Tongüç, Köy Enstitüsü için yer aradığı sırada, köy yerleşkesinin kuzeyinde “Ulu Çınar”ı görür. Yanında gürül gürül su akmaktadır. Arkasında Tınaz Dağı vardır.
Bir yazısında bu olayı Gönen mezunu eğitimci  Mehmet Ayhan şöyle anlatmaktadır:  “Tınaz dağı eteğinde “Suçıkan” yöresinde su kaynağı ve yaşlı çınar görülür. Doksanlık Ayşe Atay Nine’nin çadırında ayran içerler ve onunla söyleşirler: “Nene bu yaşta tek şişle örgü örüyorsun, nasıl dinç kaldın?” diye sorarlar. Ayşe Nine, “Yavrılarım güccük yaşımdan beri bu dağlarda geçi güderim. Bu sudan içerim. Şoo Manasdır çamlarının havasını koklarım. Allah’a şükür sağlığım iyi. Size yemek yapem.” der. “Sağol Nine” diyerek saygı duydukları bu yaşlı, üretici, çalışkan Anadolu kadınının elini öperler ve ayrılırlar.”
 
Tonguç, kararını vermiştir. Okul burada kurulacaktır. Kuzeyinde yer alan Tınaz Dağı, kuzeyden gelen soğukları kesecektir. Güneyi ise açık olduğundan Gönen ovasının verimi, işlendiğinde çok daha artacaktır. "Öğrencilerimiz burada kurulacak okulda okusunlar gönensinler." demiştir.




O günlerin özgün yapısı: Müzik dersliği   (30 Haziran 2013)
 

Gönen Köy Enstitüsünün 1939 yıllarına dayanan bir Köy Eğitmenler Kursu geçmişi vardır. Oldukça yoğun çalışmalar yapılmış ve yüzlerce eğitmen buradan aldığı eğitim bilgileri ile köylerinde eğitim seferberliğini başlatmışlardır. 1940 yılında Köy Enstitüleri’nin kurulması ile adı Gönen Köy Enstitüsü olmuştur. Güçlü bir eğitim kadrosu ile güçlü bir eğitim ordusu yetiştirilmiştir.



Gönen Köy Enstitüsü öğrencileri bir çevre gezisinde (1940)




GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ'NDEN PORTRELER




Ömer UZGİL Gönen K.E. Kurucu Müdürü  (1912-1953)

Ömer Uzgil  1912 yılı Selanik doğumludur. 6 yaşında mübadelede ailesi ile birlikte Türkiye’ye geldi. İznik Derbent köyüne yerleştirildiler. Anne ve babası Selanik’teyken vefat etmiş olduğu için, Ömer yatılı olarak, Beşiktaş Öksüz Mektebi’nde eğitim görmüştür. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. Burada öğretmenlerinden biri de İsmail Hakkı Tonguç’tur.
İlk görevine Lüleburgaz’daki yatılı bir okulda müdür yardımcısı olarak başlamış, 1940 yılında da Isparta Gönen Köy Enstitüsü’ne “Kurucu Müdür” olarak atanmıştır. Aynı yıl eşi merhume Semiha Uzgil ile evlenmiştir. Ömer Uzgil’in üç çocuğundan ikisi Gönen’de doğmuştur. İlk çocuğunun adını, Gönen köyünü çok sevdiğinden için Şevket Gönen koymuştur.
Gönen’de göreve başlayan Uzgil, okul yapıları olmadığı için köyün camisini yemekhane olarak kullandılar. Barakada yattılar. Köyün ilkokulunda derslerini yapmaya çalıştılar. Bu öğrencilerle birlikte okul yapılarını yapmaya koyuldular. Canla başla çalıştılar. İlkin bir yemekhane, depo ve kendilerine yetecek denli dersliklerini yaptılar. Uzgil, öğrenci nerde o da orda çalışmaları ara vermeksizin sürdürdü. Öğretmen arkadaşları ile birlikte öğrencilerin ana-babaları oldular. Ve de bu çalışmalar sonucu Köy Enstitülüler Anadolu’ya ışık oldular, aydınlık oldular dağ başlarında.


Ömer Uzgil öğrencilerine konuşma yaparken (Yeniden Köy Enstitüleri arşivi)
Uzgil Gönen’de yedi yıl çalışır. 1947 yılında Ankara Etnografya Müzesine müdür olarak atanır. Ancak öğretmenlik tutkusu ağır basmaktadır. Bu sevda onun yeniden öğretmenliğe dönmesini sağlar. Kendi isteği ile Tekirdağ-Saray Ortaokulu müdürlüğüne getirilir. Ardından sırayla, Bakıköy Ortaokulu ve Çapa Eğitim Enstitüsü’nde görevler alır.

1953 yılı Kasım ayında İstanbul’da tren kazası sonucu yaşamını yitirir.

(Fotoğraf ve bilgiler, okul müzesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.)








Fakir Baykurt (Okul Müzesi arşivi 30 Haziran 2013)



Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; “1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır...” Tahir Baykurt’un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli’dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy’e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir
yazmaya başladığı dönemdir.
İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir
Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
“ ...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını
çağırıyordu... ”
“ ...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı...



Bir Fakir Baykurt çalışması


Fakir Baykurt şiiri (Kemal Kocabaş arşivi)







Fakir'in Annesi Elif Baykurt (Ümit Karaefe-Yeniden Köy Enstitüleri arşivi)


BİR ÖĞRETMENLİK ANISI

Fakir Baykurt’un annesi Elif Baykurt , oğlunun sınıfını görmek ister. Bir gün okula gelerek sınıfa girer. Oğlunun ders uygulamasını izler. Beş sınıfı okutan Fakir Baykurt sınıfta: “Estim, gürledim!” diye
anlatıyor.
Ders bitince dışarıya çıkıyorlar, Fakir anasına soruyor:
“Anacığım, beğendin mi öğretmenliği mi?”
Anası: “Eh işte fena değil!” diyor.
“Nasıl fena değil, müfettişler denetlediğinde iyi diyorlar, başarılı buluyorlar, sen fena değil diyorsun. Şimdi, nasıl oluyor bu?”
Anası “Yıllarca sordun durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle!
Ben sana o gün çayı döktün diye kızsaydım içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın.
İşte sen de benim yaptığımı yap sakin ol; dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı öldürme!” diyor.






Fakir Baykurt (Okul Müzesinden-30 Haziran 2013)



FAKİR'İN FEVZİPAŞA'DAN GAZİANTEP'E SÜRÜLÜŞ ÖYKÜSÜ ve ÖRNEK BİR DAVRANIŞI

Muzaffer Demir denetmenlik (müfettişlik) görevini yaparken Konya'dan, Gaziantep'e sürülür. Bir soruşturma için İslahiye-Fevzipaşa'ya gider. Resmi belgeler üzerinde incelemelerini sürdürürken Fakir Baykurt'un özel dosyasına ulaşır. Fakir Baykurt, 1968 yılında Kayseri'de yapılacak TÖS toplantısına gitmek ve toplantıyı yönetmek için kaymakamlıktan izin ister. Kaymakam izin vermez. Fakir toplantıyı yönetmek durumunda olduğu için izinsiz Kayseri'ye gider. Kaymakam ilçe Milli Eğitim Müdürlüğüne, "Döndüğünde göreve başlatılmaması" emrini verir. Durumu da Valiliğe bildirir. Vali, "Fakir geldiğinde göreve başlatmayın, onu merkeze alacağız" der. Fakir döndüğünde müdürlük göreve başlatmaz. Kaymakam da göreve başlatamayacağını kendisini Gaziantep Kültür Merkezine edebiyat öğretmeni olarak görevlendirildiğini açıklar.

Fakir tahakkuk ettirilen yolluğu alır ve Gaziantep'te göreve başlar. Ancak verilen yolluğu hesap ettiğinde, kendisine 23 kuruş fazla verildiğini saptar. Bu 23 kuruşu devlete geri öder ve makbuzunu alıp dosyasına koyar.



Muzaffer Demir Sivas İlköğretmen Okulu 1965-66 mezunu



İşte yıllar sonra Muzaffer Demir bu resmi belgelere ulaşır. Fakir Baykurt'un dürüstlüğüne hayran kalır.

Muzaffer Demir'in bir üzüldüğü nokta vardır; bu belgelerden kendisine birer kopya almadığına çok pişmandır. Bu günler için ne denli güzel ve de anlamlı belgeler olurdu diye söylenmektedir.  Bir gün Fevzipaşa'ya gidebilirsem, kesinlikle o belgelere ulaşmaya çalışacağım diye anlatmaktadır.

Bu anlamlı anıyı benimle paylaştığı için denetmen Muzaffer Demir'e  çok teşekkür ederim.
 

Mehmet Erbil





"Öğretmenler; ne kadar horlanırsa horlansın, kutsal kitapların öykülerinde yazılı büyük kimseler gibi, Kafkasların kayalarına zincirlenen, bir kartal gibi gelip her gün ciğerini gagalayan Prometeus gibi olağanüstü direnmeyi bilmelidir."





Fakir Baykurt, Aydın İpek'in konuğu olarak Hasanoğlan'da (Arşiv: Gülhayat Varlık)




BİR FOTOĞRAFIN ANIMSATTIKLARI: AYDIN İPEK VE FAKİR BAYKURT (x)


 
Hasanoğlan’dan mezun öğrencilerin sanal ortamda paylaştıkları bir fotoğrafın bana anımsattıklarını yazmak gereğini duydum. Yazacaklarım o günlerin çokça yaşanan, ne var ki anımsanmak istenmeyen üzücü olaylarından biridir.

Fotoğrafta yer alan öğretmen Aydın İpek, Ladik Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmendir. Yıllarca ilkokul öğretmeni olarak çalışmıştır. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Eğitim bölümü sınavına girmiş ve kazanmıştır. Mezun olunca meslek dersleri öğretmeni olarak ataması yapılmıştır. Artık öğretmen okulları meslek dersleri öğretmenidir. İlk görev yeri Kırşehir’dir. Daha sonra Hasanoğlan İlköğretmen okuluna atanmıştır. Anlatacağım olay da burada, Hasanoğlan’da geçmiştir.

Öğretmen okullarının geleneğinde öğrencileri ustalarla, yazın ve bilim insanları ile buluşturmak vardır. Amaç bu insanların görüş ve düşüncelerinden, yaşam deneylerinden öğrencilere ders alacakları kesitler
sunmaktır.

Fakir Baykurt, İsparta Gönen Köy Enstitüsü mezunudur. Okula 1944 yılında girmiş ve 1948 yılında bitirmiştir. Öğrenciliği sırasında şiirler yazmış ve bu şiirleri köy enstitüsü dergisinde yayınlanmaya başlamıştır. Yazın çalışmaları öğretmen olduktan sonra da sürmüş, öğretmenliği sırasında gördüklerini, yaşadıklarını yalın ve gerçekçi bir anlatım yöntemiyle sunmuştur. Bu bir köy enstitülü olmanın verdiği duyarlılığın yansımasıdır. Fakir Baykurt da içten gelen bu yansımayı sürdüren yazarlardan biridir. Ortaya koyduğu, köye ve köylü yurttaşlara yönelik roman ve öyküleri ile önemli bir yere sahip olmuştur. Öyle ki, bu yazın türü 1950 yılı ve sonrasına damga vurmuştur.

Fakir Baykurt’un diğer bir özelliği de öğretmenlere yönelik dernek ve sendika yöneticiliği konusunda önder olmaktır. Bu nedenle sık sık görev yeri değiştirilmiş ya da bakanlık emrine alınmıştır. Ancak her seferinde de yargı kararları ile görevlerine geri dönmüştür.

Mahmut Makal’ın çizdiği bu yazın yolunu sürdüren, köyü, köylüyü yazma eylemini ilke edinen diğer köy enstitülü yazarlar da köyün yaşanmış ve de görünen yüzünü böylece katkısız aktarmışlardır. Bu aktarış sonucunda; yazarlar hakkında soruşturma, yer değiştirme ve tutuklamalar da olmuştur. Onlar hem öğretmenlik yaşamlarında öğrettikleri, hem de yazın alanında ürettikleri yapıtları ile oldukça etkindirler.



Fakir Baykurt Hasanoğlan'da öğrencilerle (Arşiv: Ali Ekber Samancı)

Aydın İpek bu bağlamda Fakir Baykurt’u, Hasanoğlan ilk öğretmen okuluna davet eder. Ancak o günlerde 12 Mart sonrasıdır, öğretmenlerin çoğu tedirgindir. Çünkü evleri basılıp aranmakta, kitaplarına el konmakta ve de tutuklanmaktadırlar. Bu nedenle Fakir Baykurt Aydın İpek’e bir mektupla yanıt
verir. “Hasanoğlan’a gelmek en büyük özlemimdir. Ancak bu günlerde benim oraya gelmem hem sana hem de bana zarar verebilir. İlerde oraya rahat gelebileceğimiz günler de gelecek” diye yanıt verir.

İşte bu günlerden birinde okula askerlerden bir albay ve beraberinde bir ekip gelir. Müdür başyardımcısının odasına gelerek Aydın İpek’i sorarlar. “Aydın İpek benim” der. “Hakkında şikayet olduğunu, bu nedenle odasında arama yapacaklarını söylerler, dolaptaki kitapları ve dosyaları
karıştırmaya başlarlar. Dosyaların birinde Fakir Baykurt’un Aydın İpek’e yazdığı mektubu bulup okurlar. “Oraya rahat gelebileceğimiz günler de gelecek” ne demek? Diye sorarlar. O günlere özgü yaklaşımlara vurgu yaparak, “Şimdi Fakir burada olsaydı beni de tutuklardınız, Fakir’i de” der Aydın İpek. Çünkü Fakir
Baykurt TÖS başkanıydı ve tüm gözler onun üzerindeydi. Her fırsatta sorgulanıyor, görev yeri değiştiriliyordu. O günlerin rüzgarı içinde, tutuklanan öğretmen sayısının çokluğundan hapishanelerde nerdeyse yer kalmamıştı. Albay “Seni tutuklayacağım” dedi Aydın İpek’e. Ancak sözünün ağırlığını ve sonucunu düşünmüş olacak ki; biraz duraklayıp, “Seni her geldiğimde burada bulabilecek miyim?” der. Aydın İpek, “Elbet de bulabilirsiniz. Ben şu anda müdür başyardımcısıyım, hem de müdür vekiliyim” der. Albay hayretler içinde “Hem de müdür vekilisin öyle mi?” diyerek kızgınlığını belirtmek ister. Tutuklama isteği artmıştır. Ama muhalefetin bu durumlara gösterdiği tepkiden çekinmiştir.

O günlerde bu duruma isyan eden İsmet İnönü de; bu tür durumlara isyan etmiş, başbakan Nihat erim’e: “Elinde kitap gördüğünüz her öğretmeni tutuklayacak mısınz?” diye sormuştu.

Herhalde Aydın İpek bu soru nedeniyle tutuklanmaktan kurtulmuştu.

Sonrasında “O günler gelmiş” olacak ki, Fakir Baykurt çok özlediği Hasanoğlan’a gelir. Öğrencilerin büyük ilgisi vardır. Bu ilgi Fakir’i çok mutlu eder. Yıl 1972. Fotoğraf bu mutlu anı saptamıştır. Aydın İpek ve Fakir Baykurt’u, çok sevdikleri öğrencilerinin sevgi yumağı içinde gösteren yukardaki fotoğrafın bana anımsattıkları bunlardır.

Sağlık dileklerimle Aydın İpek öğretmene saygılar sunuyorum.


 Mehmet Erbil

(x)
Mehmet Erbil, Bir Fotoğrafın Anımsattıkları, Milliyet Blog, 13 Mart 2013)



 
Dost İnsan Nabide Kılınç bu yazı için şu notu yazmış:
"... sevgili Mehmet Erbil. Fakir Baykurt’u okuyalım birlikte yeniden. Ve Hasanoğlan anılarından. Demek Aydın İpek’e “oraya rahat gelebileceğimiz günler de gelecek yazmış”. Ve “ her elinde kitap olan öğretmeni tutuklayacak mısınız?”. Teşekkürler yazıda önemli paragraflar var. Şimdi Fakir Baykurt’un Muğla’daki anılarından söz etmek istiyorum. Fakir Baykurt’u sevgi ve saygıyla anıyoruz. Hasta olmadan az önce gelmişti. Ve hasta yatağında ölmeden önce sayıklıyordu; “Kütüphaneleri açık tutun, çocuklar okusunlar” diye. Anılarına gelelim. Muğla Konakaltı Kültür Merkezi’nin o güzel Asar dağına bakan
bahçesinde konuşuyor. Hani şu televizyondaki büyük yalan dizisinin çekildiği yer, konak. Konuşmasından sonra iki kitabını aldım. İmza sırasındayım. İçinden gelen sesle. Hissetti sanki tanışmıyoruz. “İçinizde Yerkesik’ten biri var mı? Bizim Naciye’nin köyüdür. Heyecanım yüksek. Ben varım, dedim. Bekledim imza sıramı. Dikkatini çekmiş davranışım. Ve sıra sohbetimize geldiğinde keyifli bir yarım saatti. Bahsettiği isimler birlikte tanıdığımız sevgili dost Mahmut Makal ve Naciye Makal’dır. Haberleşiyoruz dedim. Çok heyecanlıydı benimle karşılaştığı için, mutluydu. Bindim Tütün Küfesine diye kitabı var Naciye’nin dedi. Haberim var okudum, dedim. Yerkesik’e davet etmeliydim. Ancak eğitimsen
Muğla Karabağlar yaylasına program yaptı keşke programı Yerkesik’e alsaydım. Sevgi ve selamlarımla. İyi çok mutlu, sevinçli kalın Mehmet Erbil.
Nabide Kılınç"

Fakir Baykurt'un yörelere özgü değerlere ne denli duyarlı olduğunun kanıtıdır bu. Gönen Köy Enstitüsü'nde kazandığı değer bilme kaygısının göstergesidir. O yöre halkının kendi değerlerini anlamaları doğrultusunda bir yönlendirmedir aslında. Böylece yöreler kendi değerlerine, yazarlarına sahip çıkma bilincine varırlar. Onları koruyup, kollama, yazınsal alanda yeni ürünlere, yaratmalara fırsat ortamları ortaya çıkarmış olurlar. Bunları düşünmeme neden olduğunuz için teşekkürler Nabide Kılınç.


  



Okul Müzesi'nden bir bölüm (30 Haziran 2013)









Hilmi Güngör  GÖNEN K.E.1945 mezunu (30 Haziran 2013)




Gönen Köy Enstitüsü Zeynep Gencer diploması







Kazım Yıldız  GÖNEN K.E. 1946  (30 Haziran 2013)

1930 yılında Isparta-Keçiborlu'nun Kozluca köyünde doğdu.





Kazım Yıldız - Mehmet Erbil (GÖNEN 30 Haziran 2013)

GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ HASANOĞLAN'DA


Hasanoğlan'da öğretmenlik yaptığım yıllarda bir yatakhane yapısı vardı. 1969-70 yıllarında yeni yemekhane ve yatakhane yapısı yapılınca bu yapının yatakhane oluşu sona ermişti.
Okulda çok sayıda öğretmen ve personel yanında, okulun döner sermayesine bağlı atölyelerde yüzlerce de usta ve işçiler vardı. Bu nedenle okulun öğretmen ve personeli için çok sayıda konuta gereksinmesi vardı. O günlerde boş duracak bu yapıları rahmetli arkadaşım Ümit Çelebioğlu, yapıların dış görünümüne dokunmadan içlerinde yaptığı değişiklik ve onarımlarla konuta dönüştürmüştü. Bunlardan biri de Gönen Köy Enstitüsü öğrencilerinin Hasanoğlan'a gelerek yaptığı iki katlı bir yatakhaneydi.
Yapının giriş kapısı üzerinde GÖNEN 3-A 1946 plaketi vardı. Ben ve daha sonra Gönen'de öğretmenlik yapmış, Gönenli olan Necati Akkaya da geldiğinde konuta dönüştürülen bu yapıda kaldık. Ailelerimizle huzur içinde yaşadık.




Gönen Köy Enstitüsü öğrencilerinin 1946 yılında Hasanoğlan'da yaptıkları yatakhane yapısının giriş kapısı


23. kuru fasulye günü etkinliğine katılmak üzere geldiğim Gönen Köy Enstitüsü yerleşkesinde, etkinlik için gelen eski mezunlar arasında bu gruptaki öğrencileri çok aradım. Yoktular. Bir kısmı hakkın rahmetine kavuşmuşlar ya da çok yaşlı oluşları nedeniyle gelememişlerdi kanısındayım.




Mehmet Erbil ve Kazım Yıldız öğretmen kucaklaşırken  (Gönen 30 Haziran 2013)


Ancak 1946 mezunu Kazım Yıldız öğretmeni buldum. Kendisi Hasanoğlan'a gelen sınf içinde değildi. Onları tanıyordu. Kendisinden iki dönem sonraki sınıflardı. Kendileri başka okullara gitmişlerdi. Ben de içimden, "olsun onları tanıyor ya." dedim kısa bir konuşmadan sonra, konuklardan izin isteyerek Kazım Yıldız öğretmenin elini, onların elini öper gibi öptüm. Kazım öğretmen çok duygulandı. Ayağa kalktı, gözleri dolu dolu bana sarıldı. Bir süre nemli gözlerle, titreyen bedeni ile bana sarıldı, bir süre öyle kaldı. Ben de çok duygulandım. Tekrar tekrar elini öptüm. Çünkü onlar eli öpülesi insanlardı. Ben de gereğini yaptım.

(Not: Kazım Yıldız öğretmeni 20 Mart 2016 Pazar günü kaybettik. Işıklar içinde olsun.)




HASANOĞLAN'DA GÖNEN 3-A 1946 TARİHLİ YATAKHANE YAPISI (21 Nisan 2013)




Hasanoğlan mezunu öğrenciler Gönen Yapısının önünde, yapanları saygı ile anıyorlar.
Soldan: Ali Kınacı, Yücel Zarper, Selçuk Çakal, Özkan Lel, Yusuf Demirtaş(Pazarören K.E)
(7 Temmuz 2013)






Gönen'de Halk Dansları ile coştuk (30 Haziran 2013)





Gönen ışık dağıtmayı sürdürüyor (29 Haziran 2013)







 (Yazı ve fotoğraflar için, bilgi ve belge eklemeleri sürecektir)






 
 
  Bugün 73705 ziyaretçi (126282 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com