SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  GÖNEN KÖY ENSTİTÜLÜLER
 
  
BU SAYFALARDA YER ALAN YAZI, BELGE VE FOTOĞRAFLAR 5846 SAYILI YASANIN GÜVENCESİ ALTINDADIR. İZİNSİZ KULLANILAMAZ.





Hüseyin Aydoğmuş (Fotoğraf: Mehmet Erbil Dinar 21.06.2014)

        HÜSEYİN AYDOĞMUŞ
      
               Hüseyin Aydoğmuş 1925 doğumlu. Çifteler Köy Enstitüsü'ne kaydolur. Yatakhane ile derslikler arası çok uzaktı. Kış aylarında bu uzaklık nedeniyle gidip gelmek, derslere ve diğer etkinliklere katılmak onları yoruyor, ayrıca sık sık hastalanmalarına neden oluyordu. Onları son senelerinde bölgelerindeki okul olan Gönen Köy Enstitüsü'ne naklettiler. Burada bir yıl okuyarak 1946 yılında mezun oldu. Bu konuşmayı Hüseyin Aydoğmuş'un ilçesi olan Dinar'da karşılaştığım, Suçıkan diye adlandırılan yerde yapma fırsatı buldum.


Çifteler Köy Enstitüsü öğrencileri Hasanoğlan Açıkhava Tiyatrosunu yaparken (Fotoğraf: Mustafa Güneri)


         
Hüseyin Aydoğmuş, Çiftelerde okurken o da arkadaşları gibi 1944 yılında Hasanoğlan'a gelmiş, sınıflarının görevi olan Açıkhava Tiyatrosu'nun çalışmalarına katılmıştır. Bunu mutlulukla, heyacanla anlatır. Daha sonra kızı da Hasanoğlan Öğretmen Okulunda okuyarak 1971 yılında mezun olmuş, uzun süre  öğretmen olarak çalışmıştır.
            Kendilerine sağlıklar dilerim.




Mustafa Özçay (Fotoğraf: Mehmet Erbil -Dinar 21.06.2014)

               MUSTAFA ÖZÇAY
        1935 yılında Afyonkarahisar ili, Dinar ilçesi İncesu köyünde doğdu. 1948 yılında İncesu ilkokulunu, 1954 yılında da Gönen İlköğretmen Okulunu bitirdi. 1954 yılından 1979 yılına dek çeşitli yerlerde öğretmenlik görevini sürdürdü, bir çok öğrenci yetiştirdi. Zamanını şiir ve öyküler yazarak değerlendirmeye çalışıyor.
            Üç kitap yazdı. İkisi şiir biri de hikaye.
            1- ŞİİR Düşün-Hayal-Yaşamdır 2009
            2- Şiir Her Daldan Bir Yaprak 2010
            3- Yalan Sanal Yok Hikayeler 2013

          
            AYDINLIK
Bulutlar güneşi hapsetti sanma,
Çık bulut üstüne gör aydınlığı,
Eğer vaktin yoksa ufkun açmaya,
Çevrfende bilene sor aydınlığı.

Okursan bir ömür gündüzde geçer,
Yoksa karanlıkta kalakalırsın,
İçinde bulunduğun kör karanlığı,
Yanılır da bir gün yazgı sanırsın.

Oysa; YARADAN doğaya örnekler vermiş,
Sendeki göz ile göresin diye.
Çalışıp, didinip, okuyup, öğrenip.
Aklınla doğruyu bulasın diye.
                          Mustafa Özçay

             DUA (Kişisel)

Bir yudum suyumu kendim içeyim,
Bir nefes havamı kendim alayım,
Kimselere yük etme beni kurban olayım,
Kaşla göz arası al götür beni.

Dizlerim tutarken, gözüm görürken,
Beynim işlevini yapıp dururken,
Kendimce gençliğe ışık olurken,
Kaşla göz arası al götür beni.

70 inden sonra insan gitmeli,
Geriden gelenler rahat etmeli,
Yaşamda bir süreç artık bitmeli,
Kaşla göz arası al götür beni.

İnsanlık daima insandan çekti,
Hep silah üretti, bolca kan döktü,
Benim gelecekten ümidim bitti,
Kaşla göz arası al götür beni.

Derdimi kimseye anlatamadım,
Gençlere doğruyu dinletemedim,
İmama ALLAH'I öğretmedim,
Kaşla göz arası al götür beni.
                  Mustafa Özçay






Mehmet Tütüncü GÖNEN K.E. 1956-57 (30 Haziran 2013)

                  

                   1936 doğumlu olan Tütüncü  Gönen köy Enstitüsünde okudu. Çeşitli illerde ve Aydoğmuş'da da uzun yıllar İlkokul Öğretmenliği ve yöneticiliği yapan Mehmet Tütüncü Kozluca köyünde yaşamaktadır.



                   Mehmet Tütüncü der ki:
                 “Öğretmen, dünya hırsı ile değil, çocukları iyi yetiştirme hırsı ile donatılmıştır. Okur, düşünür, konuşur. Okumadan, düşünmeden asla konuşmaz. İyiye, güzele, doğruya sevdalıdır. Öğrencileri onun, onuru,
gururudur.
                  Onları zamana göre yetiştirir. Akıp giden şu zamanda onları uyanık tutar. Uykusuz kalmak, umutsuz kalmaktan çok çok güzel olduğunu vurgular. Dünyada her şeyin umut
olduğunu, umut olmayan yerde mutluluk olmadığını apaçık söyler.
                  … öğretmen varlığını bilime verendir. Eğer varlığını bilime vermezse, bilimden zırnık almayacağını çok iyi bilendir. Kitap aklın ilacıdır. Ne incinir, ne de incitir. Okuyandır. Okuduğunu uygulayandır.
                 Öğretmen; eğilmeye gelmez, kırılmayı da utanç kabul etmez. Hep doğrunun, güzelin, iyinin yanındadır. Bastığı yeri, gideceği yolu bilendir. 
(24 Kasım 2012 tarihli konuşmasından alınmıştır.)

                 “Köy Enstitüleri Destanı” şiirinden bir bölüm.

Her köye bir kitap
Açılmamış yaprağı
Kırk binden biriyim diye
Ağlar vatan toprağı
                   Mehmet Tütüncü

Mehmet Tütüncü öğretmeni 16 Ağustos 2014 Cumartesi gecesi kaybettik. Tüm Gönen mezunlarının, öğretmenlerin, ailesi ve dostlarının başı sağ olsun. Işıklar içinde olsun.
Kendisini Kozluca köyünde ve Gönen Köy Enstitüsü yapıları arasında tanımak benim için büyük bir şerefti. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.


Mehmet Tütüncü Gönen'de (Fotoğraf: Mehmet Erbil)






             Özbek İncebayraktar (30 Haziran 2013)


           1933 yılında Mersin'in Silifke ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada yaptıktan sonra Sivas Erkkek İlköğretmen okulunda öğrenimini tamamladı.1954 yılından sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi.
         Van Ernis, Iparta Gönen, Gökçeada, Kırşehir İlköğretmen okullarında, Erzincan Askeri Lisesi'nde öğretmenlik yaptı.1983 yılında emekli oldu. İstanbul, Antalya illerinde kış konaklamaları yapıyor. Yaz aylarında da çok sevdiği Eğirdir'de yaşıyor.

         Özbek İncebayraktar, Gönen'in çocuklarına ışık saçan öğretmenlerden biridir. Öğrencileri onu Gönen'de konuk ettiler, bağırlarına bastılar. Bir sevgi dalgası içinde buldu kendini İncebayraktar. Öğrencilerini kucaklıyor, öpüyor, sarılıyordu. Yeniden sevgi dersi işliyor gibiydiler. Ki, biz de o gün, o derslerden payımıza düşeni aldık. Yararlandık, gurur duyduk sevgi selinden. Selam olsun onlara, kucak dolusu selam olsun. 


         KÖY ENSTİTÜLERİ
Onlar, Köy çocuklarıydı. Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda. Kavrulmuş ekinler gibiydiler. Geldiler, Yalın ayakları Ve Yırtık mintanlarıyla geldiler, Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye. Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış Ve Unutulmuştular bin yıldır. Ferhat oldular, Yardılar İdris Dağını. Gürül gürül akıttılar suyunu, Hasanoğlan’a. Köroğlu oldular, Kafa tuttular Bolu Beylerine. Yıktılar saltanatını ağaların. Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken. Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında. Moliere’i, Sophokles’i oynadılar. Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola. Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle. Diz vurdular Ortaklar’da efece... Siz, Her gece, Mehtaba çıkarken Heybeli’de, Onlar, Duvar ördüler, Çatı çattılar. Yıldızlara bakarak yaz geceleri, Harman yerlerinde yattılar. Kazma salladılar yorulmadan. Kerpiç döktüler Kerpiç. Sızlanmadılar hiç. Yakıştı nasırlı ellerine, Kitap ve çekiç. Başladı yurt harmanında imece... Bir gece, Karanlık inlerinden sinsice, Brütüsler çıktı ansızın. Çektiler zehirli hançerlerini, Vurdular sırtlarından haince... Çıktı mağaralarından yarasalar, Çıktı halk düşmanları, Üşüştü sülükler gibi üstümüze. Emdiler kanımızı, Doymadılar. Yıktılar umudunu Türkiyemin. Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma, Kalkınmış bir Türkiye gelir, Köy Enstitüleri denince.
                                                          Özbek İNCEBAYRAKTAR



KÖY ENSTİTÜLERİ

Onlar
Köy çocuklarıydı
Geldiler,
Yalın ayakları
Ve
Yırtık mintanlarıyla geldiler.
Gönen’e, İvriz’e, Kepirtepe’ye.
Unutulmuştular bin yıldır;
Ferhat oldular,
Yardılar İdris Dağı’nı,
Gürül gürül akıttılar suyunu,
Hasanoğlan’a,
Kafa tuttular Bolu beylerine.
Yıktılar saltanatını ağaların.
Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola.
Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle.
Diz vurdular Ortaklarda efece.

Siz,
Her gece,
Mehtaba çıkarken Heybeli’de,
Onlar duvar ördüler,
Çatı çattılar.
Yıldızlara bakarak yaz geceleri
Harman yerlerinde yattılar.
Kazma salladılar yorulmadan.
Kerpiç döktüler,
Kerpiç.
Sızlanmadılar hiç.
Yakıştı nasırlı ellerine,
Kitap ve çekiç.
Başladı yurt harmanında imece,
Bir gece
Karanlık inlerinden gizlice,
Brütüsler çıktı ansızın,
Çektiler zehirli hançerlerini,
Vurdular sırtlarından haince…

Köy enstitüleri denince
Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,
Kalkınmış bir Türkiye gelir.

                       Özbek İncebayraktar




Özbek İncebayraktar öğrencileri ile Gönen'de.(Fotoğraf: Mehmet Erbil 22 Haziran 2014 Pazar)
Soldan:Vedat Can,İsmail Öcal,Özbek İncebayraktar,Mustafa Özçay,Kerim Arısoy.

Özbek İncebayraktar'la yeniden yollarımız Gönen'de birleşti. 22 Haziran 2014 Pazar günü "Kuru fasulye ve Pilav günü" Gönen'deydim. Gelenler arasında geçen yıl görüp fotoğrafını çektiğim Özbek İncebayraktar'da vardı. Benim geldiğimi öğrenmiş ve beni sormuştu. Öğretmen arkadaşım Necati Akkaya bizi buluşturdu. Sitemi, sitemdeki Gönen sayfasında kendisiyla ilgili yazdığım bölümü okuduğunu söyledi, teşekkür etti. Ayrıca sayfaya koyduğum "Köy Enstitüleri Destanı" adlı şiire eklemeler yaptığını anlattı ve bana yeni yazmış olduğu şiiri verdi. Ben de kendisine çok teşekkür ederim. Bu şiiri yeni yazılmış biçimiyle buraya almayı O'na bir saygı olarak kabul ediyor ve gereğini yerine getiriyorum. Kendisine saygılarımla:


Özbek İncebayraktar ve Mehmet Erbil "Köy Enstitüleri Destanı" üstüne sohbet ediyorlar.
(Fotoğraf:Bayram Vural 22 Haziran 2014 Gönen)

                     KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI

Onlar,
Köy çocuklarıydı.
Fakir'di adları,
Talip'ti, Makal'dı, Başaran'dı.
Kıraç topraklar,
Kurumuş çalılar,
"Otlar, böcekler,"
Kavrulmuş ekinler gibiydiler bozkırda.
Aç'tılar, yoksuldular,
Sırtlarında yüzyılların ağırlığı,
Yorgundular.
Geldiler,
Yalın ayakları,
Çatlamış dudakları
Ve
Yırtık mintanlarıyla geldiler.
Gönen'e, Aksu'ya, Kepirtepe'ye.
Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış
Ve
Unutulmuştular bin yıldır.
Ferhat oldular,
Yardılar İdris Dağı'nı,
Gürül gürül akıtttılar suyunu,
Hasanoğlan'a,
Köroğlu oldular,
Kafa tuttular Bolu Beylerine.
Yıktılar saltanatını ağaların.
Torbalarında ekmek ve çökelek,
Tolstoy'u, Balzac'ı okudular koyun güderken.
Mozart'ı Beethoven'i çaldılar dağ başlarında.
Moliere'i, Sophokles'i oynadılar.
Horon teptiler Beşikdüüz'nde kol kola.
Halay çektiler Yıldızeli'nde türkülerle.
Diz vurdular Ortaklar'da efece...

Siz,
Her gece,
Mehtaba çıkarken Heybeli'de,
Onlar,
Duvar ördüler,
Çatı çattılar.
Yıldızlara bakarak yaz geceleri,
Harman yerlerinde yattılar.
Kazma salladılar yorulmadan,
Kerpiç döktüler
Kerpiç.
Sızlanmadılar hiç.
Yakıştı nasırlı ellerine,
Kitap ve çekiç.
Başladı yurt harmanında imece.
Onlar,
Köy çocuklarıyd.
Toprak öperdi ürettken ellerini.
Dudaklarında "Köy Enstitüleri Marşı",
Yürüdüler karanlığa karşı...
Unutmadılar.
"Çağın en güzel gözlü Maarif Bakanı", Hasan Ali Yücel'lerini
Ve
Başöğretmenleri,
Atatürk'ü...
"Komadı karanlığın ağaları,
Halk uyansın, ülke çiçeğe dursun,
Komadı aydınlıktan korkanlar..."

Bir gece,
Karanlık inlerinden sinsice,
Brutuslar çıktı ansızın.
Çektiler zehirli hançerlerini,
Vurdular sırtlarından haince...
Çıktı mağaralarından yarasalar,
Çıktı halk düşmanları,
Üşüştü sülükler gibi üstümüze.
Emdiler kanımızı,
Doymadılar.
Yıktılar umudunu Türkiye'nin...

Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,
Kalkınmış bir Türkiye gelir,
Köy Enstitüleri denince...
                           Özbek İncebayraktar

Not: Tırnak içindeki (4) dize Başaran'a aittir.



              TÜRKİYEM

Edirne’de, bayrak, bayrak çalkandım,
Ardahan’da, göğüslere kalkandım,
Erzincan’da, yanardağdım, volkandım.
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!
Erzurum’da dadaşın var, barın var,
Erciyes’te bulut bulut, karın var,
Silifke’de portakalın, narın var.
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!
Mekik, mekik renk, renk halı dokunur,
Isparta’lım saçına gül sokunur,
Minarelerinde ezan okunur.
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!
Selimiye, Dolmabahçe Saraylar,
Bu ülkeye, Türk mührünü basarlar,
Kalelerin, destan destan, yazarlar,
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!
Antalya’da, duygularım dağlarsın,
Anamur’da Kıbrıs diye ağlarsın,
Manavgat’ta, köpük köpük, çağlarsın,
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!
Gurbet elden, çek koynuna, al beni,
İstanbul’un boğazına sal beni,
İster öldür, ister taşa çal beni,
Sevdan ile sarhoş oldum Türkiye’m!
Aklım aldın, bir hoş oldum Türkiye’m!



                                              Özbek İncebayraktar







 Mehmet Ayhan  GÖNEN K.E. Mezunu
 (Gönen 30 Haziran 2013)


              1937 sonları, 38 başlarında Aydoğmuş  köyünde doğmuşum. Babam eğitmendi.
İlkokulu sınıf atlayarak  bir yıl önce 1949’da bitirmiştim. Kuran kursuna
gidiyordum. Ertesi yıl  (1950’de) mezun olan arkadaşlarımdan  9
kişi  Gönen Köy Enstitüsüne gitmek için yazılmışlar. Bir arkadaşımla ben
de gitmek istedik. Ancak başvuru formu kalmamış.  Öğretmenimiz, komşu köy
Eber’de bulunabilir dedi.   Havanın  kararmasına karşın bir
koşu, vardık. Eber İlkokulunun  Başöğretmeni  Nuri Özel
de köylümüzdü.  İsteğimizi anlattık.  Evet bende var dedi ve
iki adet verdi. Ertesi  günü Öğretmenimiz Kazım Yıldız’ın doldurup
onayladığı başvuru  belgelerini Keçiborlu Maarif Memurluğuna götürüp
teslim ettik. Arkadaşım yılmaz Soysal ile “eğlenceli buluşlarla  ipten
yaptığımız kibrit kutusundan  almaçlı telefonlarla  sorular
yanıtlar çalışması
vb” hem sınava hazırlanıyorduk, hem de harman aletleri
yapıp pazarlayan  Eğitmen Mustafa Baysal amcanın  yanında küçük bir
ücretle çalışıyor, kendimiz için de aletler yapıyorduk. Ben tırmık yapmıştım ve
o hafta salı günü Dinar pazarında satmayı düşünüyordum.   Ne ki,
enstitüye giriş sınavı da aynı günle çakışmıştı. İkilem içindeydim. El
emeğimin para edecek olması beni heyecanlandırıyordu. Haftaya
kalırsa  harman vakti geçmekte olduğundan  değeri düşebilir hatta
satılmayabilirdi… Sınava mı  yoksa pazara mı gitmeliydim!..  Yine de
tercihimi sınavdan yana koymuş olmama bu gün bile sevinirim.  Öyle ya ,
çocuk  aklımla 3 liralık bir  kazancın  çekiciliğine 
kapılıp karanlık çıkmazlarda açmazlarda kalabilirdim…

           Köyümüzden 11 kişinin  katıldığı sınavda  5  arkadaş 
okula girmeye hak kazandık. Gel  gör ki, Gönende kayıt sırası bana
geldiğinde “ Yaşın iki ay küçük, kaydedemeyiz” dediler. Babam her ne
kadar,doğum tarihimin yanlış yazıldığını  anlatmaya çalıştıysa da, kabul
görmedi. Ancak on gün  zaman tanıdıklarını ve doğum tarihini düzeltip
gelmemizi salık verdiler. Çaresiz döndük. Babam kızmıştı  ve  doğum
tarihi düzeltme yanlısı da görünmüyordu…  Ertesi gün 4 arkadaşımın
temiz  ve  uyumlu giysilerle  köye geldiklerini görünce içim
sızladı. Israrlarım sonucu  maceralı bir  “Doğum tarihi
düzeltmesi”  aşamasından sonra  Gönene  kapağı  attığımızda
sevincimden  ağzım kulaklarıma varıyordu.
            İki gün sonra dersler başlayacaktı. Öbür arkadaşlarım da geldiler ve şen şakrak
okul yaşamımız başladı. Dersler, tarım işleri inşaat işleri vb. ucundan
yapışmıştık. O ara  müzik  dersini   sevmiş, bu ders
saatlerini zevkle bekler hale gelmiştik.  “Zaten  ilkokul 
öğretmenimiz  Kâzım Yıldız da  buradan mezundu  ve değerli
çalışmaları arasında,  “ okuma araştırma  müzik bilim ve sanata yönlü
tavır kazanmamıza önem verdiğini sonradan anlıyoruz. Onu  sevgiyle 
saygıyla anıyorum.”  Gönen’de müzik  öğretmenimiz Mustafa Subaşı,
 dersinde  adeta  bir şovmendi.  Sanki sıkıntımızı duyumsuyor,
aile özlemimizi  gidermeye çalışıyordu. Garipliğimizi unutturuyor, bizleri
 mutlu ediyordu. Köyümüzden ailemizden ilk ayrılığın üzüntüsü
üzerimizdeydi. Henüz okula  uyum sağlayamamıştık. Acılıydık.  Okul
disiplini, havaların soğuması  ve sıla özleminin yarattığı  sıkıntıyla
bünyemiz sarsılmış, dudaklarımız çatlamıştı.  Müzik dersinde gülmekten
kırılıp geçiyorduk, dudaklarımızdaki kabuk bağlamış yaralar kanıyordu. 
             Aradan iki hafta geçti geçmedi,  arkadaşlarımız yakınmalarını dillendirmeye
başladılar.  Akşamları yemekten sonra,başkaları görmesin diye biz bize
bahçenin kuytu yerlerinde oturup dertleşiyor, duygularımızı
paylaşıyorduk.  Arkadaşlarım  köye dönmekten yanaydılar. Ben  suskundum. Okulumu sevmiştim. İçimdeki sezgiye göre güçlükler çeksem de, buradan ayrılırsam daha da  büyük güçlüklerle
karşılaşabileceğimin bilincindeydim adeta.  Özellikle  daha iri cüsseli olan  arkadaşımız Elmas ağlamaklıydı… Tüm derslerin,  müzik dersi gibi olacağını söyleseler bile yine de burada kalamam diyor, dönmekte kararlı  görünüyordu.  
             Bir gün  öğle yemeğinde Aydoğmuşlu’ların konuğu geldiğini anons ettiler.
Gittik.  Elmas arkadaşımızın babası Ali Tekin gelmişti. Elini öptük.Tek
tek ilgilendi halimizi hatırımızı sordu. Yüzümüzden ve beden dilimizden 
iç dünyamızı   okumaya çalışıyordu. Bizi işaret ederek, “ Oğlum, sen
sen okursun” dedi. Oğlu Elmas’a dönerek, “ Bu bizim eşek okumaz.  Bana
mektup yazmış, gel   beni kurtar  diye!.. Onun için
geldim.” dedi. Arkadaşımız direncini  iyice kaybetmiş, ha bire içini
çekiyordu. Üzülmüştük. Ayrılık gerçekleşti.  Ertesi  yıl
okulda   köyümüzden  iki kişi, Yılmaz Soysal ve ben   kalmıştık.
          Tabii ki  “iş, nöbet, sıkıntı”   vardı. Öğretmenlerimiz “ zahmetsiz rahmet
olmaz, Her yokuşun bir inişi vardır” vb. söz ve tutumlarıyla  moral
veriyorlardı. Gerçekte bizleri mutlu eden o denli çok şey vardı ki:
Öğrenme ortamı, arkadaş çevresi, iş-üretim,  kütüphane,
okumak-yazmak, akşam okuma ve paylaşma saatleri, müzik, sazlar, korolar,
spor, halk oyunları, sanat, tiyatro, konser  sinema, eğlence geceleri,
beceri kursları ,  piknik, kır gezileri ,   vb.  Kışlık boz
giysilerimiz bazen renk değiştirir  lacivert renge bürünür, yazlıklarımız,
üstümüz başımız temiz, saçlar kesik. ..

            1953-54 öğretim yılında okulda bir başka hava esmeye başladı.   Kumaş elbiseler, kravatlar, saçların uzatılması vs.  Artık iş yorgunluğuna, ağır nöbetlere ,  yapıcılığa, dülgerliğe(!) yer yoktu.
Ruhlar gevşemiş, düğün bayram havası esmeye başlamıştı.  Diğer öğretmen
okullarıyla  eşdeğer duruma geçiyormuşuz…  İyiliklerini anlatan
anlatana!.. Neymiş köylü,  köylü enstitüsü, iş ,toz toprak, çamur …(!)
Yani efendi oluyorduk.  Ve adımız  “ Gönen İlköğretmen Okulu”
olmuştu. Mutluyduk…
Okulumuza çeşitli gösteri grupları gelirdi. O hafta da  Zatı Sungur adında
ünlü bir illizyonist  heyecanla bekleniyordu  ama gecikiyordu.
Isparta çevresinde programlarını sürdürüyormuş. Durumu Eğitim şefi,
öğretmenimiz İhsan Öğüş’e ilettik.  Benimle gelin dedi ve PTT’ye
gittik. O yıllarda telefon bağlantılarında  sorun oluyordu.
Zatı Sungurun kaldığı oteli aradılar ve bağlantı kuruldu. Bizim 
Hoca anlatıyor. Fakat, parazitli sesler, bağlantı kopukluğu vs. iletişimi
engelliyor olmalı ki, Hoca  yüksek sesle  isteğimizi duyurmaya
çalışıyor: “ Yahu Sungur bey, Burası Gönen Köy Enstitüsü, Gönen Köy Enstitüsünden
arıyorum. Buraya gelecektiniz…” vb. anlatımlarla ileti  ve çağrı amacına
erişti.  Sevinerek dönerken hocamıza teşekkür etmekle birlikte bir
hatasını da dile getirmekten geri kalmadık:
 “Neymiş o” dedi.
“ Hocam, biz artık öğretmen okulu olmuşken, karşı  tarafa  Gönen Köy Enstitüsünden
arıyorum dediniz!..”
Ses vermedi. Sadece “ Bıyık altından gülümsedi …”
1957 yılında ilk göz ağrım Uşak- Banaz ilçesi -Derbent köyünde tek öğretmen olarak 3 yıl
çalıştım. Demokrat Partinin yoğun baskılarını hissediyordum.  Köylülerime
karşı içtendim ama  davranışlarımda bir çizgiyi aşmamak  zorunluluğu
hissediyordum. Bunu çevre  köyün öğretmenleri de  duymuşlar, beni
kutlamışlardı. 1960’ta  köylünün ve öğrencilerimin sevgi ve saygısıyla
ayrıldım. O ara  27 Mayıs devrimi oldu. Isparta’da Sücüllü kasabasında ve
Gönen Öğretmen okulunun uygulama  yeri   olan Senirce 
köyü  ilkokulu başöğretmenliğinde çalıştım. 1964- 66 yılları arasında GEE
Pedagoji bölümünde okuduktan sonra  kura ile Hatay ili İlköğretim Müfettişliğine
atandım.
Bu görevde daha çok eğitimin iyileştirilmesi, öğretmen arkadaşlara rehberlik ve
onların  maruz kaldıkları saldırılara karşı durmakla  geçti 
çalışmalarımız. Ayrıntılara girmeyelim. 2002 Ekim ayında yaş sınırından emekli
oldum.

Mehmet Ayhan Keman ve yayın biçimsel uyumu


İlgi alanları ve eğitim görüşü:  

Resim ve müzik okulda sevdiğim dersler ve
uğraşılardı. Halk türküleri ve klasik batı müziğine ilgi duyarım. Bunun temeli
Köy Enstitüsü yıllarında atılmıştır. Cumhuriyet eğitiminde kişiler için ayırım
/ şans- şanssızlık diye bir kavrama yer olamaz. Devlet tarafından  bilim
teknik sanat  beceri ortamı yaratılmalı.  Kişi yeteneklerinin sonuna
dek işlenmeli.  Evimde bağlama keman piyano vd. sazlar var. Özellikle
müziğin /müzik türlerinin insan kişiliğinin yapılanmasında etkin olduğunu
düşünüyorum. Cumhuriyet kültürü ve insanının yapılandırılma projesi halkımız
aleyhine engellenmiştir.  3.7.’13 Ankara /   Mehmet Ayhan




Mehmet Ayhan piyano başında
 
MÜFETTİŞLİK HALLERİ   

Kuramcılık kokan  bir  M.Eğ. Müdürü, İlköğretim Müfettişlerinin yıllık çalışma
programı için taslak  hazırlamış.  Arkadaşlar birbirlerinden
kopyalayarak beş altı sayfalık bu  şablonu teftiş başkanına onaya
gönderiyorlar. O da şekilci. Ben ise  dört başlıkta toplanan
görevimize  ait ilke ve amaçları yazıp aylara göre teftiş dağılımını
 yaptığım yıllık çalışma programını bir buçuk sayfada tamamlamışım. Teftiş
başkanı bunu gülünç bulmuş olmalı ki, elinde sallayarak “ Bakın
arkadaşlar  Ayhan’ın çalışma programına diyerek  alayımsı bir tavırla
gösteriyor.
Çalışmalarında eğitim cumhuriyet hak hukuk  yansızlık vb müfettişin uyacağı ilkeleri
gözetemeyen bazı çalışkan (!) kişileri görürüm:  Teftiş odasındaki özel
dolaplarından   çıkardıkları dosyaları elden geçirirler, kağıtların
kıvrımlarını düzeltirler ve çalışmalarını tamamlamış olmakla gönül huzuruna
kavuşurlar. Bunlardan kimileri işlerini yüzdürmeyi bilirler, her devrin adamı
olurlar. Biraz pinti ve ahmakça olanları ise  yerli yersiz söz ve
davranışları ve de nüfuz suiistimalleri  ile çıkar sağlamaları sonucu
mesleklerinden  bile olur…
 Birisi  “Yarın emekli olsam  selam vermezsiniz” diyerek  yarı sitem yarı
tehdit öğretmenlere çıkışıyor. Öte yandan fırsat elindeyken işin gereğini
yerine getirmeye çalışıyor.  Böyleleri bölgelerinde krallıklarını ilan
etmekten de geri kalmıyorlardı.
Grup teftişine geçildiğinde de “ Müfettişliğinden nefret eder hale geldiğinden, (
bizler tarafından getirildiğinden) yakınır. Çünkü, patavatsız despot
davranışları dizginlenmişti… Hatta bir ara şakaya getirerek, “ Seni eğiteceğim”
dediğimde yüzüme pis pis bakmıştı. Karşılık veremezdi, davranışlarını sayıp dökebileceğimin
bilincindeydi… Bir gün arabada cumhuriyet gazetesinden  aktardığım birkaç
 tümce kulağında kalmış ve bununla toplantıda  öğretmenlere satmıştı
kendini. “  Üstelik, “okumuyorsunuz arkadaşlar” diye  çıkışmıştı da.
Kulağına eğildim, sen ne okuyorsun, okuduklarından örnekler vererek neler
okuyacakları konusunda  aydınlat , dedim… Yüzüme  yine pis bir nazar
attı.
Yıllık çalışma programımda  yıl içinde mesleki konferanslar ,seminer
günlerinde  de il içi  çok amaçlı çevre gezileri düzenlerdim. Gittiğim
diğer bölgelerdeki öğretmenler de bunları duymuş ve kendilerinin de seminer
çalışmalarındaki şekilcilikten ve sıkıcılıktan kurtarılmalarını isterler.
Valiliğe yazılır. O bölgeye benden önce bakan müfettiş  müdür yardımcısı
olmuştur.  Onayı engeller… Bu haksızlığa dayanamayan öğretmenler baş
kaldırır.  Ufak olaylar büyür ve bir çatışmaya dönüşür.
Müfettişler toplantısında bölgedeki fazla araç gereçler  tespit edilerek, gereksinim
duyan başka okullara aktarılmak istenir. Bölgeye bakan müfettiş  çocukça
anlamsız tepki gösterir. Derebeyidir ya, guya kendi devletçiğinin malını
sahiplenir. Eğitimin Millîliğini kavrayamamış.



Mehmet Ayhan ve sazın telleri (Fotoğraf: Mehmet Ali Işıksoluğu)






Ahmet Aksakal Gönen ve Hasanoğlan K.E  (30 Haziran 2013)


1934 yılında Isparta İli Keçiborlu İlçesi'nin Senir Köyü'nde doğmuşum...
İlkokulu Senir'de okudum. İlkokulu bitirdikten 4 yıl sonra, 1950 yılında Gönen Köy
Enstitüsü'ne girdim. Veli değişikliğinden, Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ne gittim.
Köy enstitüleri kapanınca okulun adı Atatürk İlköğretmen Okulu oldu ve 1957 yılında mezun oldum.
İki yıl Eğirdir Ağıl Köyü'nde öğretmenlik yaptım. Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Edebiyat Bölümünü
kazandım. Mezuniyetten sonra; Konya Sarayönü Ortaokulu'nda bir yıl çalıştım.
Isparta Lisesi'nde dört yıl, Keçiborlu Lisesi'nde üç yıl öğretmenlik yaptım.
 
1978 yılında Gülbirlik Genel Müdürlük göervinde bulundu.
Çağdaş örgelerle donanımlı halıları ve de ünlülerin portrelerini yaptığı halıları ile oldukça ün kazanmıştır.
 




Hidayet Karakuş  (30 Haziran 2013)


1946 yılnda Yalvaç’ın Kurusan Köyünde doğdu. Gönen İlköğretmen Okulu’nda ve Selçuk Eğitim Enstitüsü’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde okudu. Adana ve Manisa’da Türkçe öğretmenliği yaptı.

Karakuş, edbiyata şiirle girdi. Daha sonra roman türüne yöneldi. Daha çok bu tür çalışmalarıyla tanındı. Çocuklara yönelik çalışmaları da bulunmaktadır. Toplumcu gerçekçi bir sanat anlayışı içinde çalışmalarını yürütür. Romanlarında; içinde yaşadığı toplumu, köyleri, köylüleri, onların acılarını, özlemlerini içtenlikle anlatır. Romanlarında oldukça rahat ve akıcı bir anlatım vardır.




 

Şiir Kitapları: Günaydın Gül Yaprağı(1979)
Kemeraltı Şiirleri(1982)
Hangi Leylasın Sen(1982)
Romanları: Yağmurlar Nereye Yağar?(1981)
Sıska Balkaç(Çocuk romanı,1980)
Alyanaklı Mavi Balon (Çocuk romanı 1982)
Uykusu Derin Nehir(1991)
Aldığı ödüller:
1981 MAY roman ödülü(Yağmurlar Nereye Yağar?)
1982 Nevzat Üstün Basın ödülü(Hangi Leylasın Sen)
1990 Ferit Oğuz Bayır Ödülü(Uykusu Derin Nehir)





Mehmet Tütüncü-Ahmet Aksakal-Necati Akkaya (30 Haziran 2013)



Necati Akkaya ve öğrencileri İsmail Bozkurt'u yolcu ederken(Arşiv: Yusuf Demircan)



VEDAT CAN




Vedat Can ve Mehmet Erbil(Fotoğraf:Rahmetli Burhan Uğur Alaybey)12 Mart 2012

 


         
   1940 yılında Alaplı’da doğdu. Isparta – Gönen İlköğretmen Okulu’ndan mezun (1960) oldu. Beş yıl ilkokul öğretmeni olarak Urfa ve Zonguldak’ta çalıştı. 1968’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun oldu. Kayseri Pazarören İlköğretmen Okulu (1968 – 1971), Bolu – Erkek İlköğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nde resim öğretmeni  ve müdür yardımcısı olarak bulundu ( 1971 – 1978). Milli Eğitim Bakanlığı’nın Yurtdışında Lisansüstü eğitimi yapmak için açtığı sınavı ( 1973 ) kazandı ve bu amaçla 1975 yılında Devlet Dil Okulu’nu bitirdi. 1978 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne Bölüm Kurulu’nca seçilerek öğretmen olarak atandı. Kurum, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu olduktan sonra 1980 – 1982 yılları arasında yönetim kadrosunda da görev aldı. Gazi Üniversitesi  kurulunca (1982) öğretim görevlisi olarak atandı ve idari görevi , kuruluşun tamamlanması için bir yıl daha uzatıldı. Sanatta Yeterlik (Doktora) çalışmasını aynı kurumda tamamladı. Üniversitelerarası Kurulca Resim Anasanat / Anabilim Dalı Öğretim Üyeliğine (1987) atandı. Genelde yağlıboya ile çalışılan resim atelyesi  ortamı sağlığını olumsuz etkilediği ortaya çıkınca, kendi  isteğiyle 1999 yılında emekliye ayrıldı.



Vedat Can Gönen Öğretmen Okulunda okuduğu sınıfında sırasında oturuyor (Fotoğraf: Mehmet Erbil 22.06.2014)


53 yıl sonra Okul İdare Binası önünde 2013

Isparta Gönen İlköğretmen Okulu 1960 Mezunları (Soldan:Ş.Ahmet Ekinci,Mahir Öztürk,Samim Konyalıoğlu,Vedat Can,Süleyman Nalbant,Turan Karlı,Halil Fidan,Durmuş Demirel,İlyas Karataban,Nuri Başer,İsmail Öcal,?,A.Osman Dank,Kaya İnan,Cemil Bağcıoğlu)2010 Antalya/2011 Denizli/2012 Kuşadası/2013 Burdur/2014 Fethiye/2015 Eskişehir Buluşmalarına katılarak arkadaşlık bağının ne değin güçlü olduğunu kanıtladığınız için bu diplomayı almaya hak kazandınız. 19 Mayıs 2015 Eskişehir Öğretmen Evi/Vedat Can


          Güzel Sanatlar Liselerinin kuruluşlarında görev aldı ve müfredat programlarının belirlenmesi çalışmalarına katıldı (1990).

        Eserleri;  Ankara Resim Heykel Müzesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Müzesi,  Gazi Üniversitesi  Müzesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Koleksiyonu, Merkez Bankası, İş Bankası, Vakıfbank, Halkbank ve Şekerbank koleksiyonları ile yerli ve yabancı çok sayıda özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

          Onaltı kişisel sergi açtı, yüzlerce karma ve grup sergilerine katıldı. İspanya, Macaristan, Kuveyt, Kazakistan Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Çin’de gerçekleşen  Çağdaş Türk Resim Sergilerine Kültür Bakanlığı’nca seçilerek katıldı. Devlet Resim Sergilerine 1966 yılından itibaren kabul edildi. Bu sergilerde beş mansiyon ödülü ve DYO Resim Sergilerinden de bir mansiyon ödülü ile SAKÜDER 2012 Plastik Sanatlar Ödülü bulunmaktadır.    




 

Resim-Heykel Müzesi-ANKARA
Kültür Bakanlığı Koleksiyonu ve Milli Saraylar
Başbakanlık Koleksiyonu
Gazi Üniversitesi Koleksiyonu
Anadolu Üniversitesi Koleksiyonu
Merkez Bankası Koleksiyonu
İş Bankası Koleksiyonu
Vakıfbank Koleksiyonu
Halkbank Kolesksiyonu
Şekerbank Koleksiyonu
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Koleksiyonu
Yerli ve Yabancı Çok Sayıda Özel Koleksiyon




 

YURTDIŞI KARMA SERGİLER

1972 Uluslararası Ibizagrafic-72-ISPANYA
1982 Çağdaş Türk Resmi(Kültür Bakanlığı)-KUVEYT
1983 Çağdaş Türk Resmi(Kültür Bakanlığı)-AVRUPA ÜLKELERİ
1983 Çağdaş Türk Resmi(Kültür Bakanlığı)-MACARİSTAN
1990 Çağdaş Türk Resmi-KUVEYT
1992 Çağdaş Türk Resmi ALMA ATA,KAZAKİSTAN
1992 Çağdaş Türk Resmi BİŞKEK,KIRGIZİSTAN
1992 Çağdaş Türk Resmi TAŞKENT,ÖZBEKİSTAN
1992 Çağdaş Türk Resmi AŞKAABAT,TÜRKMENİSTAN




 
 

KARMA VE GRUP SERGİLERİNDEN BAZILARI

1967 Yılından Günümüze Aralıklarla Devlet Resim Sergileri
1969 Sanat Tenkitçileri Cemiyeti Gençlerarası Resim Yarışması-ANKARA
1980 Grup Sergisi A.İ.T.İ.A Basın Yüksekokulu-ANKARA
1981 Gazi'den Bir Grup Resim Sergisi-Halk Tiyatrosu Fuayesi-ANKARA
1981 İstanbul Uluslararası Sanat Festivali Açıkhava Sergisi-İSTANBUL
1981 Özgünbaskı Sergisi-BURSA
1981 Özgünbaskı Sergisi-Sanat Kurumu-ANKARA
1981 DYO Sergileri-ANKARA-İSTANBUL-İZMİR
1982 Gazi'li Sanatçılar Derneği-G.E.F-ANKARA
1982 Karma Resim Sergisi-Galeri Z-ANKARA
1983 Cumhuriyetin 60. Yılı Sergisi-T.A.D-Ankara
1983 BRHD Resim Sergisi-Galeri Z-ANKARA
1983 BRHD Resim Sergisi-DGSG-ESKİŞEHİR
1983 Öğretmenler Günü Resim Sergisi-G.E.F.-ANKARA
1984 Vedat CAN-H.PEKMEZCİ-H.MİSMAN Resim Sergisi-Galeri Eskil-Ankara
1984 BRHD Resim Sergisi-DGSG-BOLU
1984 Gazi'li Sanatçılar Resim Sergisi-D.T.C.F.-ANKARA
1984 BRHD Resim Sergisi-Irak Kültür Merkezi-ANKARA
1984 Devlet Resim-Heykel Sergisi
1984 Grup Ankara Resim Sergisi Galeri Z-ANKARA
1984 Gazi'li Sanatçılar Resim Sergisi-DSSG-ANKARA
1984 DYO Resim Sergileri-ANKARA-İSTANBUL-İZMİR
1984 BRHD Resim Sergisi-100.Yıl Sanat Galerisi-ANKARA
1984 Ankara'lı Sanatçılar Resim Sergisi-DGSG-ANKARA
1984 Ankara'lı Sanatçılar Resim Sergisi-DGSG-ESKİŞEHİR
1985 BRHD Resim Sergisi-DGSG-ANKARA
1985 Vakko Sanat Galerisi Devamlı Sergiler
1985 Karma Resim Galerisi-Galeri Selvin-ANKARA
1985 Ankara'lı Sanatçılar Resim Sergisi-Yapı Kredi Sanat Galerisi-İSTANBUL
1985 Ankara'lı Sanatçılar Resim Sergisi-DGSG-BOLU
1985 Karma Resim Sergisi-Sanat Yapım-İSTANBUL
1985 Gazi'li Sanatçılar Resim Sergisi-Müzik Bölümü G.E.F-ANKARA
1985 DYO Sergileri-ANKARA-İSTANBUL-İZMİR
1986 Merhaba Bahar Resim Sergisi-Atelye Gencay Kasapçı-ORAN-ANKARA
1986 Uluslararası Asya Avrupa Sanat Bienali Çağdaş Türk Resmi Sanatı Resim Sergisi-DGSG-ANKARA
1986 Karma Sergi-Galeri Lale-ANKARA
1986 Vakko Butik Devamlı Sergiler
1986 Karma Resim Sergisi-Türk İngiliz Derneği-ANKARA
1986 Karma Resim Sergisi-TUNALI HİLMİ-ANKARA
1987 KAUFHOF Grup Sergisi-Dönüşüm Sanat Galerisi-ANKARA
1987 Grup Resim Galerisi-Galeri Selvin-ANKARA
1987 G.Ü.G.E.F Resim Bölümü Sanatçıları Resim Sergisi-ANKARA
1987 Doku Sanat Galerisi-ANKARA
1987 Grup Sergileri-Vakko-ANKARA
1987 Grup Resim Sergisi-Galeri 1887-İSTANBUL




1988 Türkiye'de Ve Almanya'da Ağaçbaskı Resim Sergisi-Hacettepe Üniversitesi-ANKARA
1988 Karma Resim Sergisi-Vakko Sanat Galerisi-ANKARA
1988 Türk Resminden Bir Kesit-Doku Sanat Galerisi-ANKARA
1989 Yeniyıl Resim Sergisi-Dönüşüm Sanat Galerisi-ANKARA
1991 2 Kuşak Resim-Heykel Sergisi-Talih Kuşu Sanat Galerisi-ANKARA
1992 Karma Resim Sergisi-Ankara Sanat Evi-ANKARA
1993 Gazi'li Sanatçılar Grup Sergisi-Merkez Bankası Eğitim Merkezi-ANKARA
1993 BRHD 1.Yıl Resim Sergisi-ANKARA
1993 Bahar Karma Resim Sergisi-Oluşum Sanat Galerisi-ANKARA
1993 Öğretmenler Günü İçin Karma Sergisi-ANKARA
1993 Cumhuriyetin 70. Yılında 24 Kasım Öğretmenler Günü İçin Gazi'lilerin Resim Sergisi-Talih Kuşu Sanat Galerisi-ANKARA
1994 Sevgi Hastanesi Sanat Ortamı Karma Sergisi-ANKARA
1994 BRHD Sergisi-DGSG-ANKARA
1994 Karma Resim Sergisi-Galeri Soyut-ANKARA
1994 BRHD Resim Sergisi-AKM-ANKARA
1994 H.Ü. Onkoloji Enstitüsü Yararına Karma Resim Sergisi-Talih Kuşu Sanat Galerisi-ANKARA
1995 Karma Resim Sergisi-Kardelen Sanat Galerisi-ANKARA
1995 Galeri Sevgi Karma Resim Sergisi-ANKARA
1996 Galeri Arda Karma Resim Sergisi-ANKARA
1996 Türk Dünyasından Esintiler Resim Sergisi-DGSG-ANKARA
1997 Karma Resim Sergisi-Galeri Anatolia G.O.P.-ANKARA

...

2000 Mıknatıs Sanat Galerisi-ANKARA
2000 Ankara'da Bir Kuşak-Helikon Sanat Galerisi-ANKARA
2001 Galeri Sans-ANKARA




         VEDAT CAN HAKKINDA
Bizagrafic-72(ISPANYA)-Uluslararası
Türk Plastik Sanatçıları-Kaya ÖZSEZGİN-Sayfa 91
Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi-Cilt 2 Sayfa 623(Nüzhet İSLİMYELİ)
Ankara Resim Heykel Müzesi-Sayfa 173,218
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Koleksiyon Katoloğu
Türk Dünyasından Esintiler-Sayfa 23
19.Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları-S.BATKAN-Sayfa 115
Türkiye'de Ve Almanya'da Ağaç Baskı Sanatı-1987
Türk Resim Sanatından Örnekler-Nüzhet İSLİMYELİ-1985 Sayfa 49
Sanat Defteri-Vakıfbank-1997 Sayfa 72,73,75
İş Bankası Kolleksiyonu-1998
Gazi Eğitim Enstitüsü-Dr. Niyazi ALTUNYA-2006
Üç Kuşak Gazi Eğitimli Sanatçılar-2006-Sayfa 170,171



Mustafa Gazalcı Gönen'de (Fotoğraf: Mehmet Erbil 22.06.2014)

             MUSTAFA GAZALCI




                           (Sürecek)






NİYAZİ ALTUNYA

1 Nisan1942’de Isparta ili Sütçüler ilçesi Hacıahmetler Köyü’nde doğdu. Isparta Gönen İlköğretmen Okulu’nu (1962), Gazi Eğitim Enstitüsü Eğitim Bölümü’nü (1968), Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nü (1970) bitirdi. Ankara Üniversitesi Eğitim [Bilimleri] Fakültesi’nde Yüksek Lisans (1981), aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktora (1990) öğrenimi gördü.

Hakkâri ve Isparta köylerinde, Manisa Er Eğitim Tugayı’nda ilkokul öğretmenliği, Diyarbakır ve Yozgat’ta ilköğretim müfettişliği, değişik ortaöğretim kurumlarında rehber öğretmenlik, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde uzmanlık, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik ve müdür başyardımcılığı yaptı. Değişik fakültelerde Anayasa Hukuku, Türk Eğitim Tarihi ve Öğretim Yöntemleri dersi verdi.

Altunya, 28 Mayıs 1990’da kurulan “Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası” (EĞİTİM-İŞ)’nın, kuruluşundan EĞİTİM-SEN’le birleşmesine kadar (27 Ocak 1995) genel başkanlığını yürüttü.

Altunya, 16 Ekim 1993’de emekli oldu.



                                                





YALÇIN GÖKÇEBAĞ



Yalçın Gökçebağ, Denizli’nin Çal ilçesi, Ortaköy köyünde, 1944 yılında doğmuştur. Isparta Öğretmen Okulu ve sonra Ankara Gazi Enstitüsü Resim Bölümünde aldığı eğitimlerden sonra uzun yıllar çeşitli okullarda resim öğretmenliği yapmıştır. 1990 yılından beri de ODTÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisidir. Yani, Yalçın Gökçebağ bir resim hocasıdır. Bu topraklarda eğitim almış ve enerjisini bu ülke insanının eğitimine katkıda bulunmaya adamış, son derece yerel kodlarla donanmış ve kendi ülkesinin temalarını, güzelliklerini, insanını yağlı boya resimlerine oya gibi nakşederken de aynı yerel kodlardan beslenmiştir.




Yalçın Gökçebağ resimlerine baktığımızda ressamın genellikle çizdiği sahneden veya manzaradan çok uzakta veya çok yukarda bir yerde durduğunu görürüz. Her resimde son derece titizlikle işlenmiş bir düzen ve simetri bulunur. Bu pastoral uyum ve düzen aşkı onu anti-realist, idealist bir ressam olarak yorumlamamıza yol açar. Gökçebağ’ın idealizmi -yani gerçekliği olduğu gibi değil de ideal haliyle çizmesi- onu yirminci yüzyılda modası geçmiş ve bu yüzden de sıra dışı kılan bir tavırdır. Modern resim denince akla gelen yirminci yüzyıl ressamlarının sürrealist, kübik, karmaşık, bakanı afallatan, imgeyi belirli bir mantıkla kavramaya geçit vermeyen eserleriyle hiçbir benzerliği yoktur. Ressam, neredeyse tüm resimlerinde, doğayı -hangi mevsim olursa olsun- en güzel haliyle betimlemeye gayret etmiştir. Onun resimlerinde kışın yağan kar, yolları kapayan, çamur ve soğuğuyla hayatı zorlaştıran, tehlikeli yönleriyle insanı ürküten, yani gerçek hayatta negatif yönleriyle algıladığımız kar değildir. Bu kar veya kış hep bembeyaz, yalın, temiz, geçit veren, görmekten ancak çocukken mutlu olduğumuz kar ve kıştır. Hepimiz çocukluğumuzda pencereyi açıp kar yağdığını gördüğümüzde sevinçle dışarı atardık kendimizi. İşte Gökçebağ doğaya hep, o çocukluğumuzda kalan, ama artık yitirdiğimiz yaşam sevinciyle yaklaşır. Ressamın, yaz ve baharı konu edindiği pastorallerinde ise seçtiği renkler cıvıl cıvıldır. En canlı tonlarıyla verir baharın renklerini, gökyüzünün mavisini. Bu tasvirlerde mevsim ne olursa olsun insan ve doğa hep uyum içinde sunulur. Köy insanını, ama Türk köylüsünü çizer Gökçebağ. Köylüyü çizerken hep dayanışma içinde çalışırken çizer. İşbirliği içinde tarlada, hasatta çalışırlar, köy kadınları hep bir elden yıkarlar dere kenarında kilimlerini… Kazanlar ortak kaynar, tarlalar uyum ve dayanışmayla içinde sürülür, ekilir ve biçilir. Tarlaları birbirinden ayıran çizgiler uçaktan kuşbakışı gördüğümüzdeki kadar net çizgilerle ayrılmıştır. Kuşbakışı gördüğümüzde tarlaları nasıl yama işi yorgan gibi birbirine dikilmiş parçalar olarak algılarsak, Gökçebağ resimlerinde de aynı düzen havası hâkimdir. Oysa aşağıda bunu algılayamayız. Tarlanın içine girdiğimizde bunu fark edemeyiz. Köy insanı da uzak bir perspektiften çizilir, yüzlerini veya kimliklerini ayıramayız. Çok uzaktadırlar. Çünkü önemli olan bireysellik değil toplumsal birlikteliktir. Toplumun, köyün, doğanın bir parçası olarak insan çizilir ve bireyle uğraşılmaz. İsimsizdir bu köylüler, aynen çoğu zaman çizilen yerin anonim oluşu gibi herkesi ve her yeri imler Gökçebağ. Ama bu herkes ve her yer Türkiye’deki her köylü ve her güzel doğa parçasıdır. Öyle bir köy yaşamıdır ki betimlenen, bu köylerde ekinler bile belli bir düzen içinde büyür, simetrik olarak yeşillenir ve meyvelerini insana hiç çürüksüz sunar. Her şey simetri içindedir ve vurgu, insan ve doğanın uyum içinde var olabileceğinedir. Resimlerin genelinde merkezde bir ulu ağaç (bir gövdede birçok dalıyla teklik içinde çokluğun sembolü) ve geri fonda yüce bir dağ (koruyucu doğal bir set olarak) yer alır. Gökçebağ resimlerine genellikle isim vermez, isim verdiği resimler de zaten çizilen yeri, seçilen öğeyi veya temayı parmakla işaret eden isimlerdir:
Tül Yıkayanlar, Portakal Toplayanlar, Üzüm Eleyen Kadın, Çayköy, İkiz Ağaçlar, Korkuluk gibi…




Gökçebağ’ın resimlere ara vermeden ardı ardına baktığımızda bir süre sonra hep aynı resme bakıyoruz hissine kapılırız. Çünkü neredeyse tüm resimlerinde sabit fikir denecek kadar değişmez olan pastoral atmosfer, adeta saplantılı bir hal alan nostalji ve biçimsel olarak da tekrar eden bir stil ve tavır söz konusudur. Bu nostalji hem çocukluğa ve masumiyete olan, insanın halen doğanın bir parçası olduğu ve toplumun elinde yozlaşmadığı dönemine, hem de, toplum bazında bakıldığında, sanayileşme öncesi, makineleşmemiş, doğayı katletmemiş, tarım toplumlarına olan nostaljidir. Bu resimlerde, aynen İngiliz şair William Blake’in Masumiyet Şarkıları’nda olduğu gibi, kötülüğün gölgesinin, kargaşa ve düşmanlığın hiç kirletmediği bir dünya fikri yatar. Resimlerdeki naifliğin temeli de budur.











 
  Bugün 78201 ziyaretçi (133464 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com