SANATA GİDEN YOL KİŞİNİN BEYNİ, GÖZÜ VE ELİNDEN GEÇER. Mehmet Erbil
   
  Mehmet ERBİL
  ADIYAMAN'A İLİŞKİN YAZIDIKLARIM
 
"Bu sayfalarda yer alan yazı, belge ve fotoğraflar 5846 sayılı yasanın güvencesi altındadır. İzinsiz kullanılamaz."




Adıyaman Oturakçı Pazarı'ndan (Fotoğraf: Mehmet Erbil)

             


Hasan Duymaz (Fotoğraf: Mehmet Erbil)
          

            HASAN DUYMAZ
            1953 yılında Adıyaman'da doğdu. Annesinden feyz alarak şiirler yazmaya başladı.Hürriyet gazetesi Kelebek Ödülünü "İsyanlı Sükut" adlı şiiri ile aldı. 1973 yılında da Adıyaman valiliğinin düzenlediği şiir yarışmasında birincilik ödülü aldı. Şiirin adı "Ne Güzelsin Adıyaman"dı. Ayrıca Hasan Duymaz'ın iki müzik albümü bulunmaktadır.Beste ve güfte çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmalarından bazıları ünlü sanatçılar tarafından banimsendi ve okundu.
            Folklörle de ilgilene Hasan Duymaz, Adıyaman Halk Oyunları Derneğini kurdu. Kahtalı Mıçı, Mehmet Seske, Mustafa Yavuz, Mahmut Özçiftçi gibi sanatçılarla birlikte çalıştı, onların sanatına katkılarda bulunduğu da bilinmektedir.
            Şair, ses sanatçısı, bestekar, organizatör, yazar ve sporcu yönüyle de bilinmektedir.


Fotoğraf: Mehmet Erbil

       NE GÜZELSİN ADIYAMAN

Sana yakın Zey’le Pirin

Havan bir hoş suyun serin

Baharda açar güllerin

Ne güzelsin Adıyaman



Fotoğraf: Mehmet Erbil

Ortasında var kalesi

Eskisaray Musalla’sı

Garibin yok çay parası

Ne güzelsin Adıyaman

 

Bahar saçar gül çınarı

Sanki cennet Beşpınar’ı

Samsat, Kahta ya Gerger’i

Ne güzelsin Adıyaman

 

Göksu’da Şambayat eli

Şirin olur Besni dili

Gölbaşı’nın mavi gölü

Ne güzelsin Adıyaman



Fotoğtaf: Mehmet Erbil

Çelikhan’dır yayla yerin

Fırat akar serin serin

Her diyardan gelir gelin

Ne güzelsin Adıyaman


 
Fotoğraf: Mehmet Erbil

Seksenbir ilden biri

Hepimizin doğum yeri

Ağarınca o tan yeri

Ne güzelsin Adıyaman



Fotoğraf: Mehmet Erbil

Ozan Hasan bu ellerde

Dokunma sazın tellere

Benden selam turistlere

Ne güzelsin Adıyaman

                             Hasan Duymaz




Tuz Hanı (Fotoğraf: Mehmet Erbil)


                ADIYAMAN’A ÖZLEM

Gidenden haber yok dönmüyor geri

Bu şehir tarumar o günden beri

Yad ettim yaşadım eski günleri

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Kaleden (Fotoğraf: Mehmet Erbil)

Nakıb’ın havuzunda çimer, karpuzlar yerdik

Hacı Pınar’ın düzünde nane, yarpuzlar yerdik

Mansur Kale’sinde akşam çayı içerdik

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Çerkez Kayası’ndan cümbüş sesi gelmiyor

Aynalı Kavak’ta artık mey içilmiyor

Çok denedim senden vazgeçilmiyor

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Fotoğraf: Mehmet Erbil

Höllükte büyüdük, gırcik oynadık

Uçan kuşlara sapan salladık

Dedikoduna doyduk ama sana doymadık

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Hani Grakoslar, hani Toroslar

Nerde o sanatkar ruhlu Bedroslar

Nergis kokan bahçeler, o karakışlar

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Fotoğraf: Mehmet Erbil

Bağları söküp de tütün ekmişler

Bahçelerin yerine beton dikmişler

Gelom, gidom diyen diline yazık etmişler

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Bıraktığım gibi bulurum sandım

Musalla taşı çöplük olmuş haline yandım

Meğerse rüyaymış birden uyandım

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

 

Fotoğraf: Mehmet Erbil

Ozanım çıksam Karadağ’ın yücelerine

Eş olsam hasretinin gecelerine

İmrenir dururum nicelerine

Unutmak mümkün mü Adıyaman seni

                       HASAN DUYMAZ


Ferit Binzet ve Hasan Duymaz

Başkan Binzet, konuşmanın ardından Rotary Meslek Hizmet Ödülünü almak üzere Hasan Duymazı davet ederek kendisine Adıyaman’da özellikle müzik sektöründeki çalışmaları, başarıları ve kentin kültürel gelişimine sağladığı katkılardan dolayı bir plaket takdim etti.

Rotary Meslek Hizmet Ödülüne beni layık gördükleri için onur duydum diyen Hasan Duymaz:”Adıyaman’da müzik adına hizmetler vermeye çalışarak memleketime katkı sunmak için çabaladım. Bu gün böyle bir ödülü bana layık gören Adıyaman Nemrut Rotary Kulübüne çok teşekkür ederim. Beni gerçekten duygulandırdınız. Hepinize çok teşekkür ederim” dedi.

17 Mart 2015



Adıyamanlı Çocuklarımız (Fotoğraf: Mehmet Erbil)


ADIYAMAN'I ANLATAN YAZARIMIZ ve DÜŞÜNCELERİM



Gavur Mahallesi- Adıyaman yazarı Feride Bektaş (28.06.2013)


Adıyaman 01 Mart 1956 doğumludur. Resmi kayıtlarda böyle gözükür. Ancak kendisi doğum tarihinin 24 Aralık 1960 olduğunu belirtir. Sağlık alanında çalışmış, yüksek okul mezunudur. Sağlık konusunda Adıyaman halkına uzun yıllar hizmet etmiştir.

Meslek yaşamı boyunca sanattan kopmamış yazdığı şiirler kendisine sanat ortamında ayrıcalıklı bir yer kazandırmıştır. Bununla yetinmemiş, dergi ve gazetelerde şiirlerinin yanında yazıları da yayınlanmıştır.

BEKLEYİŞ adlı bir şiir kitabı vardır. Bu kitaptaki şiirleri, 1985 yılından 2007 yılına kadar olan zaman dilimi içinde oluşturulmuş ve 2007 yılında yayımlanmıştır.

Feride Bektaş, 2011 yılında yayımlanan "Gavur Mahallesi/Adıyaman" adlı romanını, iki yıllık yoğun bir çaba sonucunda gerçekleştirmiş. Bu yapıtında, çevresine olan ilgi ve duyarlılığını akıcı anlatımıyla ortaya koymuş, romanında anlatılan konu ve kişilerle bir dönemin yaşamına ayna tutmuş, o günlerin yaşamını gözler önüne sermiştir. 



Gavur Mahallesi/Adıyaman-Feride Bektaş


Yukarda yer alan kapak için Feride Bektaş'a da belirttiğim bir bakış açımı sizlerle de paylaşmak isterim. Kapak ilk anda Gavur Mahallesi Adıyaman anlamında algılanıyor ya da ben öyle algılıyorum. Kanımca "Adıyaman Gavur Mahallesi" biçiminde tasarım yapılması gerekirdi. Karar okuyucularındır. Ben böyle düşündüm.

"Gavur Mahallesi/Adıyaman"  romanını okuduğumda ilkokul yıllarımı anımsadım. Bizim yaşadığımız olayları ve mekanları anlatıyor gibiydi. Anlatılanların bir kısmını ben de yaşamıştım. Gavur mahallesinde oturan çok arkadaşımız vardı. Bir Aralık ilkokulunda aynı sıralarda otururduk. Bayramlarında Gölbaşı caddesine değin taşan etkinliklerinde, biz de çok yumurta yutuzma (tokuşturma) yarışı yaptık. Yumurtamız kırılırsa kıran arkadaş, biz yumurtayı kırarsak o arkadaşın yumurtasını biz alırdık. Renk renk yumurtalar pişirilirdi. O renkli yumurtalar hala gözümde canlanmaktadır. El arabaları ile sepetler içinde getirilir, sokak boyunca yan yana dizilir, bizlerde renklerini beğendiğimiz arabanın etrafında yerimizi alarak yumurta seçerdik. Yumurta seçmek, en sağlamını bulmak beceri işi idi. Kimileri yumurtayı eline alır, hangi tarafının dolu olduğunu ve sağlamlığını sınamak için hafifçe dişine vururdu. Sağlam olduğuna karar verdiği yumurtaları ceplerine doldurur, gözüne kestirdiği arkadaşı ile yumurta tokuşturma yarışmasına başlardı. Bu yarışmalar sonunda bir cebinde sınık (kırılmış) yumurtalar diğer cebinde kırılmamış tokuşturmaya hazır yumurtalar olurdu. Ne değin sınık yumurta kazanmışsa akşam eve o yumurtalarla dönerdi.

Bir keresinde bir arkadaş tokuşturduğu her yumurtayı kırıp, tokuşturmayı kazanıyor, hangi arkadaşı gelse onun yumurtasını kırıp, yutuyordu. Onun yumurtasını hiç kıran olmadı. Yine arkadaşlardan biri kuşkulanmış olacak ki, “Hele yumurtanı ver bir bakayım.” dedi. Arkadaş geri geri giderek “Hayır vermem” dedi. Arkadaşı enseleyip tuıttular(yakaladılar), zorla elinden aldılar yumurtayı. Bir de ne görsünler! Yumurta alçıdan yapılmış. Diğer yumurtalar gibi bir güzel boyanmış. Kızdılar ona ve de cebindeki yuttuğu tüm yumurtaları alıp, kendi yumurtalarını bölüştüler. Daha sonrasında onunla hiç yumurta tokuşturmadılar.


Anlatılanlara yabancı değildim. Biz Eskisaray mahallesinde otururduk. Evimiz Eskisaray Polis Koarakolunun az ilerisindeydi, Gölebatmaz sokakta-şimdi cadde- otururduk. Romanda geçen olayların anlatıldığı yıllarda Adıyaman'da nerdeyse hiç beton yapı yoktu. Tüm yapılar kerpiçti. Kimileri iki katlı, çıkmalı evlerdi. Damları topraktı. Üzerlerinde loğ vardı. Kışın yağmur sonrası damlar bu loğlarla loğlanır, toprak bu loğun ağırlığıyla   bastırlır,  akması önlenirdi.



Loğ Yapan Kadın (Adıyaman-Murat Köşker sayfasından alınmıştır)
(Fotoğraf Akın Çelik)


Kar yağdığında da damlarda biriken karlar, damdan, zaten daracık olan sokaklara kürelenirdi (tahtadan yapılmış geniş kürek ile sürüklenerek atılırdı). Sokaklar insan boyunu aşkın kar yığınları ile dolar, komşular geçecek yer zor bulurdu.

Bunları anımsamama neden olduğu için Feride Bektaş'a çok teşekkür ederim. Ellerine, gözlerine, duyarlılığına sağlık.

Gavur Mahallesi/Adıyaman'ı okurken altını çizdiklerim

"Yeter deli kız, dur artık, ne dink beygiri gibi dönüp duruyorsun." s.17

"Allah seni ocağına bağışlaya, ağ bahtlı, altın tahtlı olasın. Allah ne muradın varsa versin. O baban ola ki tuttuğu altın ola, ağız dadından, can beden sağlığından mahrum kalmaya."  s.18
 
"Kızım artık şu kahveyi ikram et, ayıp olor bak... Taşırıp dökmekten evde kahve bırakmadın" s.18

"Herkes karınca kararınca bir şeyler verdi." s. 18

"Kafası Gavur gibi çalışıyor." s. 20

"Öyle deme tez evlen ki kızın şeyirdim olsun." s.21

"Artık falın fallanmış, işin dillenmiş. Ne işin var falla." s.22

... Adıyaman'ın meşhur ondüleci Zekiye'ye saçlarını ondülettirdi." s.22

Not:
Bayan berberi Zekiye hanım, rahmetli arkadaşım Ekrem Erdemir'in annesi Zekiye Erdemir idi. Adıyaman'da o günlerde bayan berberi olarak bir tek o vardı.(Mehmet Erbil)



Kaleden Adıyaman 69-Fotoğraf: Mehmet Erbil



"Oyanı keçe, bu yanı keçe/ Kız anasının emeği hiçe."
Oyanı maşa bu yanı maşa/ Gelin ağlama güveyin paşa." s. 25

"Çörtenden ağor gibi şorrik ağıtor, ..." s.29

"Eyip bacı, çoğ  eyip ... Niye bele hölhölü edon, beni tanon!" s.29

"Bacım bi hele hüs, bi süküt et. " s.29


"... Yeter ki bana oğlan doğur. Hem erkek çocuksuz ev mi olur? Körocak ölecek değilim ya! ..." s.33

"Neymiş paşa oğlunun derdi, söyle de bileyim." s.56

"... çıtımı çıkarırsam Allah belamı versin." s.58

"... ocaklar söndü, ocaklar!" s.58

"Kaşlarının arasına yaptırdığı küçük bir döğme de güzelliğini tamamlıyordu." s.61

"Bir grup kadın ve çocuk, Hristiyan mezarlığının etrafında dönüyorlardı.
...
Keşke bugün gelmeseydik.
Kız başka gün nasıl geleydik. Bugün çarşamba...
Kaç dolam döndük, unuttum.
Bir dolam kaldı, çabuk ol çabuk!" s.64

"Hem sölon hem inkar edon. Bir de beni dövon değil mi?" s.69

"Bu yaştan sonra oğlan doğurmağ hüner değil. Eller bu yaşta, oğullarının çağasını kucağına alor." s.79



Kaleden Adıyaman 69-Fotoğraf: Mehmet Erbil


"Oğlan oğlan on teke,
Çüt süre bostan eke,
Güzel kızı görünce;
Çalı dibine çeke."  s.80

"Şom ağızlı, bu densizliğine artık bir son ver! Tanrı misafiri, rızkıyla gelir. misafiri olmayan evin hiç bereketi olu mu?"  s.83

"Cevap versene, burada başçavuşun eşeği mi anırıyor?"  s.88



Adıyaman Zey Ziyareti Türbesi-Fotoğraf: Mehmet Erbil


"En iyisi seni ZEY ziyaretine götürelim. Olan aklını da yitirmeden!"  s.88


Bir not:
Zey ziyaretine gelenler, akıl hastası yakınını buraya getirirler. O hastayı yatırın içindeki sandukanın yanına yatırırlar. Hasta gece boyunca yalnız olarak yatırın içinde uyur. "Bu uyku ona iyi gelir" derler. Hasta iyileşirse yatırın yararı oldu derler. Bu inanç Adıyaman'da çok yaygındır. Daha sonra da hasta yakınları buraya gelerek adadıkları kurbanlarını burada kesip, pişirerek yerler. Genellikle bu pişirilen yemek, etli, nohutlu bulgur pilavıdır (aşıdır). Zeyli çocuklar  ellerinde sahanla gelirler bu kurban aşından alır götürüp yerler. Öyle anlar olurdu ki, kurban kesenler çok olurdu. Bu durumda Zey'li çocuklar, ellerindeki sahanlar dolduğundan, bazen de eteklerine kurban aşını doldurmak durumunda kalırlardı. O zamanlardan usumda kalan anılardır bunlar.

Hiç unutmama Zeyli komşumuz vardı. Adı o zamanlar pek söylenmez, ona Zeyli Hoca derlerdi. Eskisaray Camisinde müezzinlik ederdi. Bu nedenle herkes ona Zeyli Hoca derdi. Benimde aklımda böyle kalmış. O dermiş ki, "Bizim karınlarımız hep yanıktır. Çünkü sıcak aşları eteğimize doldurur, hızla eve koşardık. Koşarken de arada bir eteğimize doldurduğumuz aş karnımızı yakardı." Ardından kahkahayı basardı. Hoş sohbet bir adamdı. Babamın da ahbatlarından (dostlarından) biriydi. Ben de çocukları ile mahalle arkadaşı idim.

Bu Zeyli Hoca ile birlikte, biz çocuklar ramazan gecelerinde, minare şerefesinin aldığı kadar çocuk minareye çıkardık. Hoca teravih için ezan okurken bir ramazan geleneği olarak biz de belirlenmiş olan bazı nakaratları çocuk seslerimizle çıkarıp ona eşlik ederdik. Ramazanın ilk 15 gününde "Hoş geldin ya ramazan," son 15 gününde de Elveda ya ramazan" derdik. Hoca şerefede döndükçe, biz de dönerdik. Böylece seslerimiz, mahallenin dört yanına yayılıp duyulmuş olurdu. Bu eşlik etmeler çok hoşumuza giderdi. Akşamları minare kapısı önünde bu nedenle kuyruk olurduk.

Daha sonraları minarelere ses aygıtları takılınca, hocaların minarelere çıkıp, şerefeyi dört dönerek ezan okuması kalkmış, hocalar oturduğu yerden ezan okumaya başlamışlardır. (Mehmet Erbil)


Eskisaray Camisi ve Çınarı 69-Fotoğraf: Mehmet Erbil
Bu asırlık çınar daha sonraları bilinçsizce budanmış, bu görümünden uzak kalmıştır. Koruma kurulu olaya el koymuş, ne var ki, iş işten geçmiştir. Şimdi Çınar güdük haliyle acınası bir durumdadır.



"Bu kafayı mı tırlatıyor, ne ediyor, bu acı içinde kendi kendine gülümsüyor!"  s.89

"Allah ola ki, denize düşerken yılana muhtaç etmeye."  s.109

"Bir insanın veya bir milletin kendine vereceği zararı düşman dahi veremezmiş."  s. 112

"Kadın erkek doğurdu mu at gibi yatar, kız doğurdu mu it gibi yatar."  s.158





"... Bela nerden gelor, ölümün köründen."  s. 174





(sürecek)


 
  Bugün 72406 ziyaretçi (124561 klik) kişi burdaydı! SANATLA KALIN-SAĞLIKLA KALIN  
 
isteataturk.com